ABD Başkanı Donald Trump ile Kuzey Kore lideri Kim Jong Un arasında yeni bir zirve düzenlenip düzenlenmeyeceği, Pyongyang'ın nükleer silahsızlanma konusundaki katı tutumunu sürdürmesi nedeniyle belirsizliğini koruyor. Kuzey Kore, ABD'nin nükleer programından tamamen vazgeçme talebini reddederek, müzakere masasına dönüş için ön koşulsuz görüşme çağrısı yapıyor. Washington ise Kuzey Kore'nin nükleer silahlarından arınması konusunda ısrarcı. İki lider arasında 2018 ve 2019 yıllarında Singapur, Hanoi ve Panmunjom'da yapılan üç tarihi zirve, somut bir anlaşma sağlanamadan sonuçlanmıştı.
Zirve diplomasisinin arka planı ve tıkanma noktaları
Donald Trump, göreve geldiği ilk döneminde Kuzey Kore ile benzeri görülmemiş bir kişisel diplomasi yürüttü. 2018'de Singapur'da bir araya gelen iki lider, Kore Yarımadası'nda tam nükleer silahsızlanma konusunda ortak bir bildiri imzaladı ancak bu bildiri, somut bir takvim veya doğrulama mekanizması içermiyordu. 2019'daki Hanoi zirvesi ise Kuzey Kore'nin yaptırımların kademeli olarak kaldırılması talebi ile ABD'nin önce tam silahsızlanma şartı arasındaki derin görüş ayrılığı nedeniyle aniden çöktü. O günden bu yana Pyongyang, nükleer ve füze programını hızlandırarak, kıtalararası balistik füze denemeleri dahil birçok provokatif adım attı.
Kuzey Kore, 2022'de kabul edilen yeni nükleer yasasıyla nükleer silah kullanımına ilişkin kapıyı açık bıraktı ve nükleer statüsünü geri döndürülemez hale getirdiğini ilan etti. Bu adım, ABD'nin "tam, doğrulanabilir ve geri döndürülemez silahsızlanma" (CVID) hedefini fiilen imkânsız kılıyor. Kuzey Kore lideri Kim Jong Un, son açıklamalarında nükleer silahların ülkenin güvenliği için vazgeçilmez olduğunu vurgulayarak, ABD'nin düşmanca politikalarını terk etmesi halinde görüşmelere açık olduğunu belirtti. Pyongyang yönetimi, nükleer programını bir "pazarlık kozu" olarak değil, rejimin bekası için bir garanti olarak görüyor.
Bölgesel ve küresel boyut: Müttefikler endişeli
ABD'nin olası yeni bir zirve girişimi, Güney Kore ve Japonya gibi bölge müttefiklerinde tedirginlik yaratıyor. Güney Kore, Kuzey'in nükleer tehdidine karşı ABD'nin güvenlik şemsiyesine güvenirken, Washington'ın Pyongyang ile yapacağı ikili bir anlaşmanın kendi çıkarlarını göz ardı edebileceğinden endişe ediyor. Japonya ise Kuzey Kore'nin orta menzilli füzelerinin kendi topraklarını hedef alması nedeniyle her türlü müzakere sürecinde sıkı bir doğrulama mekanizması talep ediyor. Çin ve Rusya ise Kuzey Kore'ye uygulanan yaptırımların hafifletilmesi çağrısı yaparak, Pyongyang'ın elini güçlendiriyor. Bu durum, ABD'nin müttefikleriyle olan ittifak ilişkilerinde çatlak yaratma potansiyeli taşıyor.
Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA), Kuzey Kore'nin nükleer tesislerine yönelik denetimlerin tamamen durduğunu ve ülkenin nükleer kapasitesini gizli bir şekilde artırdığını belirtiyor. Uzmanlar, yeni bir Trump-Kim zirvesinin, eğer hazırlıksız yapılırsa, sadece sembolik bir görüntüden öteye geçemeyeceği ve Kuzey Kore'nin nükleer silah programını meşrulaştırmasına hizmet edebileceği uyarısında bulunuyor. Öte yandan, diplomatik bir açılım, gerginliği azaltabilir ve yanlış anlaşılmalardan kaynaklanabilecek bir çatışma riskini düşürebilir.
Trump, ikinci başkanlık döneminde de Kuzey Kore ile kişisel diplomasisini sürdürmeye istekli görünüyor. Ancak Beyaz Saray'dan yapılan açıklamalarda, Kuzey Kore'nin önce somut adımlar atması gerektiği vurgulanıyor. Pyongyang ise ABD'nin "düşmanca politikalarından" vazgeçmesini ve ortak askeri tatbikatları durdurmasını şart koşuyor. Bu karşılıklı sert açıklamalar, kısa vadede bir zirve ihtimalini zayıflatıyor. Yine de diplomatik kaynaklar, perde arkasında temasların sürdüğünü ve olası bir görüşmenin önümüzdeki aylarda gündeme gelebileceğini belirtiyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Kuzey Kore nükleer krizi ve olası Trump-Kim zirvesini doğrudan taraf olarak değil, küresel istikrar ve nükleer silahsızlanma perspektifinden izliyor. Ankara, NATO üyesi olarak ABD'nin müttefiklik ilişkilerini ve bölgesel güvenlik dengelerini yakından takip ediyor. Olası bir anlaşma veya zirve, küresel ekonomiye ve enerji piyasalarına olumlu yansıyabilir; ticaret yolları ve yaptırımların hafiflemesi Türkiye'nin ihracat ve enerji ithalatı açısından dolaylı fayda sağlayabilir. Ayrıca, nükleer silahlanma yarışının yeniden alevlenmesi, Türkiye'nin de içinde bulunduğu geniş bölgede güvenlik risklerini artırır. Bu nedenle diplomatik çözüm arayışları Türkiye tarafından destekleniyor.