ABD'de bir grup bilim insanı, Başkan Donald Trump yönetiminin Ulusal Bilim Vakfı'na (NSF) yönelik bütçe kesintilerinin, ülkeyi kasırga, sel ve orman yangını gibi aşırı hava olaylarını önceden tespit etme yeteneğinden mahrum bırakabileceği uyarısında bulundu. İki partili bir senatör grubu ve Demokratların kontrolündeki iki Temsilciler Meclisi komitesi, NSF'nin fonlarının azaltılmasına karşı sert bir mücadele başlattı. Kesintilerin, iklim araştırmalarında kullanılan uydu verileri, yapay zeka modelleri ve yer tabanlı gözlem ağları gibi kritik altyapıyı tehdit ettiği belirtiliyor. Uzmanlar, bu durumun yalnızca ABD'yi değil, küresel iklim tahmin sistemlerini de olumsuz etkileyebileceğini vurguluyor.
Bütçe kesintilerinin boyutu ve bilim dünyasına etkisi
Beyaz Saray'ın 2026 mali yılı bütçe teklifinde NSF'ye ayrılan kaynakların yüzde 30 oranında azaltılması öngörülüyor. Bu kesinti, özellikle atmosfer bilimleri ve okyanus araştırmaları gibi aşırı hava olaylarını anlamaya yönelik temel araştırma programlarını hedef alıyor. NSF Direktörü Dr. Sethuraman Panchanathan, kesintilerin uygulanması halinde kurumun mevcut araştırma projelerinin dörtte birini sonlandırmak zorunda kalacağını ifade etti. Kesintilerden en çok etkilenecek alanlar arasında Ulusal Hava Durumu Servisi'ne (NWS) veri sağlayan radar ağları ve uydu sistemleri yer alıyor. Bilim insanları, bu veri akışının azalmasının kasırga izleme modellerinin doğruluğunu yüzde 15-20 oranında düşürebileceğini hesaplıyor. Ayrıca, NOAA ile ortak yürütülen iklim modelleme çalışmaları da fon eksikliği nedeniyle durma noktasına gelebilir. Eski NSF yetkililerinden Dr. Susan Avery, 'Bu kesintiler sadece bilimsel ilerlemeyi yavaşlatmakla kalmayacak, aynı zamanda can kaybına ve milyarlarca dolarlık ekonomik zarara yol açabilecek hava olaylarına karşı hazırlıksız yakalanmamıza neden olacak' dedi.
Küresel iklim izleme sistemleri için riskler
ABD'nin iklim araştırmalarındaki lider konumu, küresel ölçekte aşırı hava olaylarının tahmin edilmesinde kritik rol oynuyor. Dünya Meteoroloji Örgütü (WMO) verilerine göre, küresel iklim modellerinin yüzde 40'ı ABD kaynaklı uydu verilerine dayanıyor. Bu verilerin azalması, gelişmekte olan ülkelerdeki erken uyarı sistemlerini de zayıflatacak. Avrupa Uzay Ajansı ve Japonya Meteoroloji Ajansı gibi diğer uluslararası kuruluşlar, ABD verilerindeki boşluğu dolduramayacak. Uzmanlar, özellikle Pasifik'teki El Niño ve La Niña döngülerinin izlenmesinin sekteye uğrayabileceğini belirtiyor. Bu durum, tarım ve su kaynakları yönetiminden afet hazırlığına kadar birçok alanda küresel etkiler yaratacak. Senatörlerin NSF bütçesinin korunması için verdiği mücadele, önümüzdeki haftalarda Kongre'de yoğunlaşacak. Ancak uzmanlar, 2026 bütçesinin onaylanmasıyla birlikte araştırmalardaki aksamanın en az 5-10 yıl sürecek bir gecikmeye yol açacağını öngörüyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
ABD'nin iklim araştırmalarındaki kesintileri küresel etkiler yaratacak olsa da doğrudan Türkiye'ye yönelik bir etkisi kısa vadede sınırlı kalacaktır. Ancak, Türkiye'nin de içinde bulunduğu Akdeniz havzası, iklim değişikliğine karşı hassas bölgeler arasında yer alıyor. Türkiye, AFAD ve Meteoroloji Genel Müdürlüğü aracılığıyla kendi erken uyarı sistemlerini geliştirme çalışmalarını sürdürmektedir. ABD verilerindeki aksama, özellikle sıcak hava dalgaları ve kuraklık tahminlerinde uluslararası işbirliğini zorlaştırabilir. Türkiye'nin bu durumu fırsata çevirerek yerli uydu ve gözlem teknolojilerine yatırımı artırması, orta ve uzun vadede iklim direnci açısından stratejik bir adım olacaktır. Küresel iklim modellerindeki boşluk, bölgesel işbirliklerini daha da önemli hale getiriyor.