ABD Başkanı Donald Trump, Yüksek Mahkeme’nin bu hafta açıkladığı karma sonuçlu kararlar arasında kendisi için en önemlisinin, doğuştan vatandaşlık hakkını sınırlamaya yönelik bir dava olduğunu belirtti. Trump, Truth Social platformunda yaptığı açıklamada, “Mahkeme tarafından alınan en büyük ve en sonuçsal karar, açık ara, Slaughter davasıdır” ifadelerini kullandı. Başkanın bu değerlendirmesi, diğer davalarda aleyhine sonuçlanan kararları gölgede bırakma amacı taşıyor.
Slaughter Davası ve Doğuştan Vatandaşlık
Slaughter davası, ABD’de doğan herkesin otomatik olarak vatandaşlık kazanması anlamına gelen jus soli (doğum yeri esası) ilkesine meydan okuyor. Trump yönetimi, bu ilkenin sadece ebeveynleri ABD vatandaşı olan çocuklar için geçerli olması gerektiğini savunuyor. Yüksek Mahkeme, davayı temyiz aşamasında reddederek alt mahkeme kararını onadı ve Trump yönetiminin bu konudaki düzenleme girişimini engelledi. Ancak Trump, kararı kendi lehine yorumlayarak, “Mahkeme, bu konunun tekrar görüşülmesi gerektiğine işaret etti” şeklinde bir değerlendirme yaptı.
Göçmen hakları savunucuları ise kararı, doğuştan vatandaşlık hakkının korunması adına önemli bir zafer olarak nitelendirdi. Bu hak, ABD Anayasası’nın 14. Ek Maddesi ile güvence altına alınmış durumda ve Trump’ın bu maddeyi yürütme emriyle değiştirme çabaları şimdiye kadar mahkemeler tarafından durduruldu.
Diğer Kararlar ve Trump’ın Tepkisi
Trump’ın memnuniyetsizliğine yol açan kararlar arasında, doğum yoluyla vatandaşlık hakkını destekleyen bir başka dava ile çevre düzenlemeleri ve vergi politikalarına ilişkin kararlar yer alıyor. Özellikle, Trump yönetiminin birçok çevre kuralını yürürlükten kaldırma girişimi, Yüksek Mahkeme tarafından engellendi. Bu kararlar, Trump’ın 2024 seçim kampanyasında kullanabileceği “yargısal aktivizm” söylemini güçlendiriyor.
Trump, sosyal medyada yaptığı paylaşımlarda, Yüksek Mahkeme’nin kendisine karşı alınan kararları “siyasi” olarak nitelendirirken, Slaughter davasını “büyük bir zafer” olarak lanse etti. Bu söylem, tabanını motive etme ve adalet sistemine yönelik güvensizliği pekiştirme stratejisinin bir parçası olarak görülüyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
ABD Yüksek Mahkemesi’nin bu kararları, doğrudan Türkiye’yi ilgilendirmese de, ABD’deki göçmen politikalarına ilişkin tartışmalar, Türkiye’nin de benzer konularda karşılaştığı zorluklarla paralellik gösteriyor. Türkiye, özellikle Suriyeli mültecilerin vatandaşlık hakları konusunda benzer hukuki ve siyasi tartışmalar yaşıyor. Ayrıca, Trump’ın yargı kararlarını siyasileştirme eğilimi, küresel ölçekte hukukun üstünlüğü ve bağımsız yargı konularında endişelere yol açıyor. Bu durum, Türkiye’nin de iç hukuk reformları ve yargı bağımsızlığı konularında uluslararası eleştirilere maruz kaldığı bir dönemde, dikkatle izlenmesi gereken bir gelişme olarak öne çıkıyor.