ABD Başkanı Donald Trump’ın göreve gelmesiyle birlikte İsrail-Filistin meselesinde yeni bir dönemin kapısı aralanıyor. Ancak yıllardır süren çıkmaz, taraflar arasındaki güvensizlik ve bölgesel dinamikler, kalıcı bir çözümün önündeki en büyük engel olarak duruyor. Trump yönetiminin, pratik adımlar, ABD’nin arabuluculuk baskısı ve Arap ülkelerinin daha fazla devreye girmesiyle bu travmayı ve umutsuzluğu aşmayı hedeflediği belirtiliyor. Peki, bu hedef ne kadar gerçekçi? İşte kapsamlı bir analiz.
Çıkmazın Arka Planı: Tarihsel Güvensizlik ve Son Gelişmeler
İsrail-Filistin çatışması, onlarca yıldır Orta Doğu’nun en karmaşık ve kanlı sorunlarından biri olarak uluslararası toplumun gündeminde. 1993 Oslo Anlaşmaları’ndan bu yana sayısız müzakere turu, zirve ve arabuluculuk girişimi yapıldı; ancak kalıcı bir barış sağlanamadı. Son yıllarda ise ABD’nin arabuluculuğundaki görüşmeler tamamen durma noktasına geldi. Özellikle 2014’teki son ciddi müzakere turunun ardından, taraflar arasındaki diyalog koptu ve yerini karşılıklı suçlamalar, şiddet olayları ve tek taraflı adımlar aldı.
Trump’ın ilk başkanlık döneminde attığı adımlar, Filistin tarafında büyük hayal kırıklığı yarattı. 2017’de Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak tanıması ve 2019’da Golan Tepeleri’ndeki İsrail egemenliğini kabul etmesi, Filistin yönetimiyle ilişkileri dondurdu. Ayrıca 2020’de açıklanan “Yüzyılın Anlaşması” planı, Filistinliler tarafından reddedildi. Bu dönemde ABD, Filistin’e yaptığı yardımları kesti ve Washington’daki Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) ofisini kapattı. Trump’ın ikinci döneminde ise Orta Doğu’da yeni bir barış vizyonu oluşturma çabası var. Ancak bu kez, önceki dönemin aksine, daha dengeli bir yaklaşım izlenebileceği sinyalleri veriliyor.
Pratik Adımlar ve Arap Ülkelerinin Rolü
Uzmanlar, İsrail-Filistin çıkmazının aşılması için öncelikle güven artırıcı adımların atılması gerektiğini vurguluyor. Bunlar arasında Filistin ekonomisinin canlandırılması, insani yardımların artırılması, yerleşim faaliyetlerinin dondurulması ve serbest dolaşımın kolaylaştırılması gibi somut önlemler bulunuyor. Trump yönetiminin, bu tür adımları destekleyerek taraflar arasında yeniden diyalog zemini oluşturmayı planladığı ifade ediliyor.
ABD’nin baskısı ise kritik önemde. Washington’un hem İsrail’e hem de Filistin’e yönelik dengeli bir baskı uygulaması, tarafları masaya dönmeye zorlayabilir. Ancak Trump’ın İsrail yanlısı politikaları, Filistin tarafında güven kaybına neden olmuş durumda. Bu nedenle yeni dönemde ABD’nin arabuluculuk rolünü yeniden tesis etmesi için önce güveni yeniden inşa etmesi gerekiyor.
Arap ülkelerinin daha fazla devreye girmesi de çözümün anahtarı olarak görülüyor. Suudi Arabistan, BAE, Mısır ve Ürdün gibi ülkelerin, Filistin’e mali destek sağlaması, İsrail ile ilişkilerini normalleştirme karşılığında Filistin’e yönelik tavizler koparması ve bölgesel bir barış konferansı düzenlenmesi gibi seçenekler masada. Özellikle 2020’de imzalanan İbrahim Anlaşmaları, Arap ülkelerinin İsrail ile ilişkilerini normalleştirmesinin önünü açtı. Bu anlaşmalar, Filistin sorununu geri plana itme eleştirilerine maruz kalsa da, Arap ülkelerinin İsrail’e karşı kozlarını kaybetmesine yol açtı. Şimdi ise bu ülkelerin, Filistin meselesinde daha aktif rol alması ve İsrail’e karşı ortak bir tutum sergilemesi bekleniyor.
Zorluklar ve Fırsatlar
Ancak tüm bu çabalara rağmen, İsrail-Filistin çıkmazını aşmak kolay değil. İsrail’deki siyasi istikrarsızlık, Filistin’deki bölünme (Fetih-Hamas ayrılığı), yerleşimci şiddeti ve radikal grupların eylemleri, barış sürecini baltalayabilecek faktörler arasında. Ayrıca Trump’ın kişisel yaklaşımı ve danışmanlarının tutumu da belirsizliğini koruyor. Yine de, ABD’nin bölgedeki etkisi ve Arap ülkelerinin işbirliği isteği, bir fırsat penceresi açabilir. Özellikle Suudi Arabistan’ın, İsrail ile normalleşme karşılığında Filistinlilere yönelik somut adımlar talep etmesi, süreci ilerletebilir.
Uluslararası toplumun, özellikle Avrupa Birliği ve BM’nin, bu sürece destek vermesi ve iki devletli çözüm vizyonunu canlı tutması önemli. Ancak son yıllarda iki devletli çözüm fikri giderek zayıfladı; İsrail’deki sağcı hükümetler ve Filistin’deki bölünme, bu vizyonu zora soktu. Yine de alternatif bir çözüm modeli henüz ortaya konmadığı için, iki devletli çözüm hâlâ en gerçekçi seçenek olarak görülüyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, İsrail-Filistin çatışmasında tarihsel olarak Filistinlilerin yanında yer almış ve iki devletli çözümü savunmuştur. Trump’ın yeni dönemde atacağı adımlar, Türk dış politikası açısından yakından takip edilmektedir. Türkiye, özellikle Kudüs’ün statüsü ve Filistinlilerin hakları konusunda hassasiyetini koruyor. ABD’nin arabuluculuk rolünü yeniden tesis etmesi ve Arap ülkelerinin sürece dahil olması, Türkiye’nin de destekleyebileceği bir gelişme olabilir. Ancak Türkiye, Filistin meselesinin göz ardı edilmesine ve Arap ülkelerinin İsrail ile normalleşme süreçlerinin Filistin aleyhine sonuçlanmasına karşı çıkıyor. Bu nedenle, Trump yönetiminin atacağı adımların Filistinlilerin haklarını koruyup korumayacağı, Türkiye-ABD ilişkilerinde de belirleyici olacak. Ayrıca Türkiye, bölgesel istikrar ve enerji koridorları açısından da İsrail-Filistin barışına önem veriyor; kalıcı bir çözüm, Doğu Akdeniz’de işbirliği imkanlarını artırabilir.