İngiltere Dışişleri Bakanı Ed Miliband, 9 Haziran Pazartesi günü yaptığı açıklamada, işgal altındaki Batı Şeria'daki yasa dışı İsrail yerleşimleriyle bağlantılı inşaat projelerine teklif veren şirketleri ve bireyleri olası yaptırımlarla uyardı. Miliband, "İşletmeleri ve bireyleri bu tür ihalelere teklif vermekten kaçınmaya çağırıyoruz" diyerek, bu tür faaliyetlerin uluslararası hukuka aykırı olduğunu ve İngiltere'nin bu konuda harekete geçmeye hazır olduğunu vurguladı. Açıklama, İngiltere'nin Orta Doğu barış sürecine yönelik tutumunda bir sertleşme olarak yorumlandı.
Yaptırım tehdidinin arka planı
İngiltere Dışişleri Bakanlığı'ndan yapılan yazılı açıklamaya göre, Bakan Miliband, yasa dışı yerleşim birimlerinde inşa edilecek projelerde yer almanın İngiltere'nin dış politikası ve uluslararası hukuk çerçevesinde kabul edilemez olduğunu belirtti. Miliband, "Bu tür projelere katılım, işgal altındaki topraklarda yasa dışı yerleşim faaliyetlerinin sürdürülmesine katkıda bulunur ve iki devletli çözümü baltalar" ifadelerini kullandı. İngiliz hükümeti, yaptırımların kapsamı ve hangi şirketlerin hedef alınabileceğine dair detay paylaşmadı; ancak diplomatik kaynaklar, yaptırımların seyahat yasakları, mal varlığı dondurma ve kamu ihalelerinden men gibi önlemleri içerebileceğini belirtiyor.
Bu açıklama, İngiltere'nin son dönemde İsrail'e yönelik eleştirel tutumunun bir parçası. Geçtiğimiz aylarda İngiltere, Batı Şeria'daki yerleşim ürünlerinin etiketlenmesi konusunda yeni düzenlemeler getirmiş ve bazı yerleşimci liderlere yaptırım uygulamıştı. İngiltere'nin hamlesi, Avrupa Birliği'nin de benzer adımlar attığı bir dönemde geldi. AB, 2023'te yasa dışı yerleşimlerle bağlantılı bazı kişi ve kuruluşlara yaptırım uygulamıştı. İngiltere'nin Brexit sonrası bağımsız dış politika izleme çabası, bu tür adımlarda daha görünür olmasını sağlıyor.
Uluslararası hukuk açısından, Dördüncü Cenevre Sözleşmesi'nin 49. maddesi, işgalci gücün işgal altındaki topraklarda kendi sivil nüfusunu yerleştirmesini yasaklıyor. BM Güvenlik Konseyi'nin 2334 sayılı kararı da İsrail'in yerleşim faaliyetlerini uluslararası hukuka aykırı olarak nitelendiriyor. İngiltere, bu kararlara taraf olarak, yerleşim faaliyetlerine dolaylı destek veren şirketleri sorumlu tutma yoluna gidiyor.
Bölgesel ve küresel boyut
İngiltere'nin yaptırım tehdidi, Orta Doğu'daki hassas dengelerde yeni bir gerilim hattı oluşturabilir. İsrail hükümeti, henüz resmi bir açıklama yapmadı; ancak geçmişte benzer uyarılara sert tepki göstermişti. İsrail, yerleşimlerin yasallığını savunurken, uluslararası toplumun bu konudaki tutumunu 'çifte standart' olarak eleştiriyor. İngiltere'nin adımı, İsrail'in en yakın müttefiklerinden biri olan ABD ile ilişkilerinde de yankı bulabilir. ABD yönetimi, yerleşim faaliyetlerini eleştirmekle birlikte, müttefiklerine yaptırım konusunda farklı bir yaklaşım izliyor.
Uzmanlar, İngiltere'nin bu hamlesinin sembolik değerinin yüksek olduğunu, ancak pratik etkisinin sınırlı kalabileceğini belirtiyor. Zira İngiltere'nin İsrail ile ticari ilişkileri görece küçük hacimli. Yine de, uluslararası şirketlerin yatırım kararlarını etkileyebilecek bir 'itibar riski' yaratması açısından önemli. Özellikle Avrupa merkezli inşaat firmaları için İngiliz pazarına erişim kritik olabilir. Ayrıca, bu adım diğer ülkelerin de benzer yaptırımlar uygulamasına zemin hazırlayabilir.
Filistin yönetimi, İngiltere'nin kararını memnuniyetle karşıladı. Filistin Dışişleri Bakanlığı'ndan yapılan açıklamada, "Bu adım, uluslararası hukukun üstünlüğü ve hesap verebilirlik açısından önemli bir mesaj" denildi. Filistin, diğer ülkeleri de benzer adımlar atmaya çağırdı. Öte yandan, İsrail yanlısı gruplar, İngiltere'nin kararını 'tek taraflı' ve 'barış sürecine zarar verici' olarak nitelendirdi.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Filistin davasına verdiği destek ve İsrail'in yerleşim politikalarına yönelik eleştirileriyle biliniyor. İngiltere'nin yaptırım tehdidi, Türkiye'nin uluslararası platformlarda savunduğu pozisyonla örtüşüyor. Ankara, Batı Şeria'daki yasa dışı yerleşimleri kınarken, İslam İşbirliği Teşkilatı ve BM çatısı altında bu konuda girişimlerde bulunuyor. İngiltere'nin adımı, Türkiye'nin diplomatik çabalarına dolaylı destek sağlayabilir ve Avrupa'da benzer yaptırımların tartışılmasına ivme kazandırabilir. Ayrıca, Türk inşaat şirketlerinin bölgede faaliyet gösterme potansiyeli düşünüldüğünde, bu tür yaptırımların kapsamı, Türk firmalarının gelecekteki projelerde karşılaşabileceği riskleri de belirleyecek. Türkiye, Filistin ekonomisine doğrudan destek vererek, yerleşimlerle bağlantılı projelerden kaçınma konusunda iş dünyasını yönlendirebilir.