ABD Başkanı Donald Trump'ın İran'a yönelik daha sert askeri veya diplomatik adımları ara seçimlere kadar ertelemesi, siyasi tarihte rahatsız edici bir paralelliği gündeme getiriyor: 1968'de Richard Nixon'ın Vietnam Savaşı'ndaki barış görüşmelerini kendi seçim zaferi için sabote etmesi. Trump yönetiminden yapılan açıklamalar, İran'a yönelik olası bir saldırının seçim sonrasına bırakıldığını ima ederken, muhalifler Trump'ın İran konusunda hiçbir net planı olmadığını savunuyor. Amerikan halkı, ülkesinin İran politikasının gerçek içeriğini bilme hakkına sahip.
Nixonvari Bir Erteleme mi?
1968 başkanlık seçimleri öncesinde Cumhuriyetçi aday Richard Nixon, o dönemki Başkan Lyndon Johnson'ın Kuzey Vietnam ile yürüttüğü barış görüşmelerinin başarıya ulaşmasını engellemek için gizli kanallar kullandı. Nixon, Güney Vietnam liderlerine daha iyi bir anlaşma vaat ederek onları masadan kaldırmaya teşvik etti. Bu manevra, savaşın beş yıl daha uzamasına ve on binlerce kişinin ölümüne yol açtı. Bugün Trump'ın İran politikası benzer bir siyasi hesap üzerine kurulu görünüyor: Seçim öncesinde İran'a yönelik büyük bir askeri hamle, petrol fiyatlarını yükseltir, piyasaları sarsar ve seçmen desteğini azaltabilir. Bu nedenle Trump, İran'a karşı sert adımları erteleyerek seçim sonrasına bırakıyor veya bu adımları hiç atmayı planlamıyor.
Trump yönetiminin İran stratejisi belirsizliklerle dolu. Bir yandan maksimum baskı kampanyası sürdürülüyor, yaptırımlar devam ediyor; diğer yandan askeri bir çatışma riski sürekli erteleniyor. Beyaz Saray'dan yapılan açıklamalar, "tüm seçenekler masada" klişesini yineliyor ancak somut bir eylem planı ortaya koymuyor. Uzmanlar, Trump'ın aslında İran'a karşı ne yapacağını bilmediğini, sadece seçim tablosunu bozmamak için zaman kazandığını belirtiyor. Bu durum, ABD'nin İran politikasını bir seçim malzemesi haline getiriyor ve ulusal güvenlik çıkarlarını siyasi çıkarlara feda ediyor.
Tarihçiler, Nixon'ın 1968'deki davranışının cumhuriyetin temellerine zarar verdiğini vurguluyor. Eğer Trump da benzer bir yol izliyorsa, bu sadece İran'la sınırlı kalmayacak; ABD'nin küresel itibarı ve müttefikleri nezdindeki güvenilirliği de zarar görecek. İran dosyası, Trump'ın "önce Amerika" söyleminin aslında "önce seçim" anlayışına dönüştüğünü gösteriyor. Kamuoyunun, İran'a yönelik gerçek planları bilmesi, demokratik hesap verebilirlik açısından hayati önem taşıyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
İran, Ortadoğu'nun jeopolitik dengelerinde kilit bir aktör. ABD'nin İran'a yönelik tutumu, sadece iki ülke arasında bir mesele değil; Körfez ülkeleri, İsrail, Rusya, Çin ve Avrupa Birliği de bu denklemde taraf. Trump'ın seçim öncesi statükoyu koruma stratejisi, bölgesel aktörlerin kendi hesaplarını yapmasına neden oluyor. Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri, ABD'nin İran'a karşı sert bir adım atmasını beklerken, bu belirsizlik onların güvenlik algılarını zayıflatıyor. İsrail ise İran'ın nükleer programını yakından takip ediyor ve ABD'nin erteleme politikasını endişeyle izliyor.
Öte yandan, İran da bu belirsizlikten faydalanıyor. Tahran yönetimi, ABD'nin seçim sonrasına kadar büyük bir askeri hamle yapmayacağını hesaplayarak bölgedeki vekil güçlerini güçlendirmeye devam ediyor. Nükleer programını ilerletiyor ve yaptırımlara rağmen ekonomisini ayakta tutmaya çalışıyor. Bu durum, Ortadoğu'da tansiyonun düşük tutulmasını sağlasa da, uzun vadede daha büyük bir krizin fitilini ateşleyebilir.
Küresel düzeyde ise ABD'nin İran politikasındaki belirsizlik, petrol piyasalarını da etkiliyor. Seçim öncesi olası bir askeri çatışmanın enerji fiyatlarını fırlatacağı korkusu, yatırımcıları temkinli davranmaya itiyor. Ayrıca, Avrupa ülkeleri ABD'nin İran konusundaki tutarsız tavrından rahatsız. Avrupa, İran nükleer anlaşmasını (JCPOA) canlandırmak için çaba harcarken, Washington'dan gelen çelişkili sinyaller süreci baltalıyor. Çin ve Rusya ise ABD'nin İran'a yönelik baskısını fırsat bilerek Tahran ile ekonomik ve askeri işbirliklerini derinleştiriyor.
Trump'ın İran politikası, aslında ABD'nin küresel liderlik iddiasıyla da çelişiyor. Müttefiklerine güven vermeyen, öngörülemeyen bir dış politika, ABD'nin uluslararası sistemdeki konumunu zayıflatıyor. Nixon döneminde de benzer bir güven kaybı yaşanmıştı; ancak o dönemde Soğuk Savaş dinamikleri farklıydı. Bugün ise çok kutuplu bir dünyada, ABD'nin tutarsızlığı diğer güç merkezlerinin yükselişini hızlandırıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
ABD'nin İran politikasındaki belirsizlik, Türkiye'yi doğrudan etkiliyor. Türkiye, İran ile uzun bir sınırı olan, enerji ihtiyacının önemli bir kısmını İran'dan karşılayan ve bölgesel istikrara önem veren bir ülke. Olası bir ABD-İran çatışması, Türkiye'nin enerji güvenliğini tehdit eder, sınır güvenliğini riske atar ve ekonomik istikrarı bozar. Ayrıca, Türkiye'nin İran'a yönelik yaptırımlara katılmama tutumu, Washington ile ilişkilerde gerilim yaratabilir. Öte yandan, ABD'nin seçim sonrasına ertelediği adımlar, Türkiye'ye diplomatik manevra alanı açıyor; Ankara, İran ile diyaloğunu sürdürerek bölgesel gerilimi düşürme rolü oynayabilir. Ancak, uzun vadede ABD'nin İran'a yönelik tutarsız politikası, Türkiye'nin güvenlik hesaplarını belirsizleştiriyor ve stratejik planlamayı zorlaştırıyor.