ABD Başkanı Donald Trump'ın İran'a yönelik askeri baskı ve yaptırım stratejisinin beklenen sonucu vermemesi, Orta Doğu'da yeni bir güç mücadelesini tetikledi. 28 Şubat'ta ABD ve İsrail'in ortak başlattığı ve yedi aydır süren savaşa rağmen İran'ın direncinin kırılamaması, Washington'ın bölgedeki müttefikleri İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ve Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman'ı (MBS) farklı bir yönelime itiyor. Trump'ın 9 Eylül'de İran'ın hâlâ müzakere masasına oturmadığını dolaylı yoldan kabul etmesi, stratejinin iflasını gözler önüne serdi.
Trump'ın İran stratejisinde çatlaklar
Trump yönetimi, İran'a yönelik azami baskı politikasının rejimi çökerteceğini ve Tahran'ı teslim olmaya zorlayacağını savunuyordu. Ancak yedi aylık savaşa ve ağır yaptırımlara rağmen İran, ne askeri olarak geri adım attı ne de müzakere çağrılarına olumlu yanıt verdi. 9 Eylül'de Trump, İran'ın hâlâ bir anlaşmaya yanaşmadığını ima ederek, aslında askeri çözümün sınırlarını kabul etmiş oldu. Bu durum, Beyaz Saray'ın İran konusunda net bir çıkış stratejisi olmadığını gösteriyor.
Uzmanlara göre, ABD'nin İran'a yönelik bombardıman ve yaptırımlarla rejimi devireceği varsayımı gerçekçi değildi. İran, direnç ekonomisi adı verilen modelle yaptırımlara karşı koymayı öğrendi ve bölgesel vekil ağları üzerinden misilleme kapasitesini korudu. Trump'ın "İran dizlerinin üzerinde" söylemi, sahadaki gerçeklerle örtüşmüyor.
Öte yandan, savaşın ABD ekonomisine maliyeti ve bölgedeki Amerikan askerlerinin güvenliği de Washington'ı zorluyor. Kongre'de artan itirazlar ve kamuoyu baskısı, Trump'ı İran konusunda daha temkinli adımlar atmaya zorluyor. Bu da İsrail ve Suudi Arabistan'ı kendi güvenliklerini sağlamak için alternatif yollar aramaya itiyor.
Netanyahu ve MBS'in yön değişikliği
İsrail Başbakanı Netanyahu, İran'ın nükleer programını ve bölgesel yayılmasını engellemek için ABD'nin daha sert bir tutum almasını istiyor. Ancak Trump'ın temkinli yaklaşımı, Netanyahu'yu hayal kırıklığına uğrattı. İsrail, ABD'den beklediği desteği alamayınca, kendi askeri operasyonlarını artırma ve bölgedeki diğer aktörlerle iş birliğini derinleştirme yoluna gitti. Son dönemde İsrail'in Suriye ve Lübnan'daki İran bağlantılı hedeflere yönelik saldırıları, bu yön değişikliğinin somut göstergesi.
Suudi Arabistan Veliaht Prensi MBS ise, ABD'nin İran'a karşı net bir zafer kazanamaması üzerine, İran ile ilişkilerini normalleştirme sinyalleri veriyor. Çin'ın arabuluculuğuyla Mart 2023'te varılan Suudi-İran anlaşması, bu yeni dengenin habercisiydi. Riyad, artık Washington'a güvenmek yerine, bölgesel rakipleriyle doğrudan diyalog kurmayı ve ekonomik çıkarlarını öncelemeyi tercih ediyor. MBS'nin son açıklamaları, Suudi Arabistan'ın İran'ı çevreleme politikasından uzaklaştığını gösteriyor.
Bu iki liderin yön değiştirmesi, ABD'nin Orta Doğu'daki liderlik rolünü sorgulatıyor. Washington, bir yandan İran'ı baskı altında tutmaya çalışırken, diğer yandan müttefiklerinin güvenini kaybediyor. Netanyahu ve MBS, kendi ulusal çıkarları doğrultusunda hareket ederek, ABD'yi zıt yönlere çekmeye çalışıyor.
Bölgesel ve küresel yansımalar
ABD'nin İran politikasındaki başarısızlık, Orta Doğu'da güç boşluğu yaratıyor. Rusya ve Çin, bu boşluktan yararlanarak bölgede etkinliklerini artırıyor. Çin'ın Suudi-İran yakınlaşmasındaki rolü, Pekin'in artık sadece ekonomik değil, siyasi bir aktör olarak da sahada olduğunu gösteriyor. Rusya ise Suriye ve İran ile askeri iş birliğini derinleştirerek Akdeniz ve Orta Doğu'da varlığını güçlendiriyor.
Avrupa Birliği, İran nükleer anlaşmasını canlandırma çabalarında yalnız kalıyor. ABD'nin yaptırım politikası, Avrupa şirketlerini İran pazarından koparırken, Avrupalılar Washington'ın sert tutumunu değiştirmesi için lobi yapıyor. Ancak Trump yönetiminin İran'a yönelik tutumunda esneme sinyali vermemesi, transatlantik ilişkilerde yeni gerilimlere yol açabilir.
Küresel petrol piyasaları da bu belirsizlikten etkileniyor. İran'ın petrol ihracatı yaptırımlar nedeniyle azalırken, Suudi Arabistan'ın üretim politikası fiyatları dengelemeye çalışıyor. Ancak olası bir İran-İsrail çatışması veya ABD'nin askeri müdahalesi, petrol fiyatlarında ani sıçramalara neden olabilir. Bu da küresel ekonomiyi olumsuz etkiler.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, ABD-İran geriliminde denge politikası izliyor. İran ile ticari ilişkilerini sürdüren Ankara, aynı zamanda ABD yaptırımlarına uymak zorunda kalıyor. Trump'ın İran stratejisinin iflası, Türkiye'nin bölgedeki manevra alanını genişletebilir. İran ile Suudi Arabistan arasındaki yakınlaşma, Türkiye'nin bölgesel iş birliği projelerinde önemli bir fırsat yaratıyor. Öte yandan, İsrail'in artan saldırganlığı ve ABD'nin belirsiz tutumu, Türkiye'nin güvenlik endişelerini artırıyor. Ankara, olası bir İran-İsrail çatışmasında enerji güvenliği ve mülteci akını riskiyle karşı karşıya kalabilir. Bu nedenle Türkiye, diplomatik girişimlerini yoğunlaştırarak bölgesel istikrarı sağlamaya çalışmalı.