ABD Başkanı Donald Trump'ın İran'a yönelik stratejisi, uzun vadeli diplomasi ve kalıcı bir bölgesel mimari inşası sayesinde meyvesini veriyor. Görünüşe göre İran, ittifak ile zayıflama arasında sıkışmış durumda ve nükleer müzakerelerde bir anlaşma artık an meselesi. Bu gelişme, Ortadoğu'da yeni bir denklemin habercisi olarak değerlendiriliyor.
Arka Plan: Trump'ın İran Politikası ve Yeni Bölgesel Mimari
Trump yönetimi, 2018'de JCPOA'dan (Ortak Kapsamlı Eylem Planı) çekilmesinin ardından İran'a karşı 'maksimum baskı' politikası izledi. Ancak son dönemde izlenen strateji, salt ekonomik yaptırımlarla sınırlı kalmayıp, bölgedeki müttefiklerle kurulan ittifaklar ve güvenlik mimarisi üzerinden İran'ı köşeye sıkıştırmayı hedefliyor. Bu kapsamda İsrail ve bazı Körfez ülkeleriyle kurulan yakın işbirliği, İran'ın bölgesel nüfuzunu sınırlandırmayı amaçlıyor.
Uzmanlara göre, Trump'ın 'uzak görüşlü diplomasi' olarak nitelendirilen yaklaşımı, İran'ın nükleer programı konusunda baskıyı artırırken, aynı zamanda Tahran'a bir çıkış yolu sunuyor. Anlaşma ihtimali, hem İran'ın ekonomik krizle boğuşması hem de bölgesel yalnızlık hissi nedeniyle güçleniyor. İran, Arap Baharı sonrası bölgesel nüfuzunu artırmıştı; ancak son yıllarda İsrail'in hava saldırıları ve yaptırımlar nedeniyle zayıfladı.
Diplomatik kaynaklar, taraflar arasında dolaylı görüşmelerin sürdüğünü, ancak masada henüz nihai bir metin olmadığını belirtiyor. Yine de, hem Washington hem de Tahran'ın anlaşmaya yakın olduğu sinyalleri geliyor. İran'ın uranyum zenginleştirme faaliyetleri, son IAEA raporlarına göre hâlâ endişe verici düzeyde; ancak bu durumun müzakerelerde bir koz olarak kullanıldığı belirtiliyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut: Ortadoğu'da Yeni Dengeler
İran ile olası bir anlaşma, sadece ABD-İran ilişkilerini değil, tüm Ortadoğu'yu etkileyecek bir gelişme. İsrail, anlaşmanın kendi güvenlik çıkarlarını tehdit etmemesi konusunda uyarılarda bulunurken; Suudi Arabistan ve BAE gibi Körfez ülkeleri, İran'ın nükleer programının sınırlandırılmasını memnuniyetle karşılıyor. Ancak bu ülkeler, İran'ın bölgesel vekil güçleri aracılığıyla nüfuzunu artırmasından endişe ediyor.
Anlaşmanın küresel enerji piyasalarına etkisi de olacak. İran'ın yaptırımlardan arınması, petrol arzını artırarak fiyatları aşağı çekebilir. Bu da hem küresel ekonomiyi rahatlatır hem de enerji maliyetlerini düşürür. Öte yandan, Rusya ve Çin'in İran ile olan ilişkileri, Batı ile yeni bir denge arayışına girebilir.
Bölgesel güçler arasındaki rekabet, anlaşmanın uygulanması sürecinde de kendini gösterecek. İran'ın ekonomik olarak toparlanması, bölgedeki nüfuzunu yeniden artırabilir. Bu nedenle İsrail ve Körfez ülkeleri, anlaşmanın İran'ın füze programını da kapsamasını ve bölgesel davranışlarını sınırlandırmasını talep ediyor.
Uzmanlar, Trump'ın bu stratejisinin, kısa vadede bir anlaşmayla sonuçlanması halinde, Başkan'ın yeniden seçilme şansını artırabileceğini belirtiyor. Ancak anlaşmanın kalıcı olması, bölgedeki tarafların taahhütlerine bağlı olacak. Geçmişteki JCPOA deneyimi, anlaşmaların kırılgan olduğunu gösteriyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu gelişme, Türkiye'nin yakın çevresini doğrudan ilgilendiriyor. İran ile anlaşma sağlanması halinde, Türkiye'nin enerji ithalatında çeşitlenme ve ekonomik işbirliği açısından yeni fırsatlar doğabilir. Ayrıca, Suriye ve Irak'taki sahadaki dengeler etkilenebilir; İran'ın zayıflaması, Türkiye'nin bu ülkelerdeki manevra alanını genişletebilir. Ancak anlaşmanın içerdiği bölgesel güvenlik mimarisi, Türkiye'nin çıkarlarıyla çelişen unsurlar barındırabilir. Ankara'nın, süreci dikkatle izlemesi ve bölgesel işbirliği mekanizmalarında aktif rol alması beklenir.