ABD Başkanı Donald Trump'ın İran'a yönelik 'azami baskı' politikası, iki ülke arasındaki gerilimi yeniden alevlendiriyor. Trump, 2015 nükleer anlaşmasından çekildikten sonra başlattığı bu stratejiyi, Tahran'ın nükleer ve bölgesel faaliyetlerini durdurma hedefiyle sürdürüyor. Ancak eleştirmenler, bu yaklaşımın İran'ı köşeye sıkıştırarak Orta Doğu'da yeni bir 'sonsuz savaş' riskini beraberinde getirdiği uyarısında bulunuyor. Son olarak ABD'nin İran Devrim Muhafızları'nı terör örgütü listesine alması ve petrol ihracatına yönelik yaptırımları sıkılaştırması, askeri bir çatışma ihtimalini artırdı.
Gelişmenin arka planı: Azami baskı stratejisi
Trump yönetimi, 2018'de Kapsamlı Ortak Eylem Planı'ndan (KOEP) çekildikten sonra İran'a karşı ekonomik yaptırımları artırarak bir dizi baskı adımı attı. Bu adımlar, İran'ın nükleer faaliyetlerini kısıtlama ve bölgedeki vekil güçlerine verdiği desteği azaltma amacı taşıyor. ABD, İran petrol ihracatını sıfırlamayı hedeflerken, Tahran'ın yabancı döviz rezervlerine erişimini de kısıtladı. Ancak bu politikalar, İran'ı müzakere masasına çekmek bir yana, ülkenin uranyum zenginleştirme faaliyetlerini hızlandırmasına neden oldu. Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) raporlarına göre, İran yüzde 60'a varan saflıkta uranyum zenginleştirerek nükleer silah üretimine yaklaştı.
Trump'ın danışmanlarından eski Ulusal Güvenlik Danışmanı John Bolton, İran'a yönelik daha sert bir çizgi savunurken, Savunma Bakanı Mike Esper gibi isimler askeri müdahalenin bedeline dikkat çekiyor. Beyaz Saray içindeki bu görüş ayrılığı, stratejinin tutarlılığını sorgulatıyor. Öte yandan İran, ABD'nin baskılarına karşı koymak için Umman Körfezi'nde tankerlere el koyma ve Husi isyancılara destek gibi asimetrik yöntemlere başvuruyor. Bu durum, bölgede tırmanma riskini her an canlı tutuyor.
Bölgesel ve küresel boyut
ABD-İran gerilimi yalnızca ikili ilişkileri değil, tüm Orta Doğu'yu etkiliyor. Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi ABD müttefiki Körfez ülkeleri, İran'ın misilleme saldırılarına karşı tedirgin. 2019'da Suudi petrol tesislerine düzenlenen saldırılar, İran'ın vekil güçler aracılığıyla caydırıcılık kurabildiğini gösterdi. Ayrıca Irak, Suriye ve Yemen'deki çatışmaların dinamikleri de bu gerilimden doğrudan etkileniyor. Küresel ölçekte ise petrol fiyatlarındaki dalgalanmalar, dünya ekonomisine tehdit oluşturuyor. Trump'ın politikaları, Avrupalı müttefikler tarafından da eleştiriliyor; Fransa, Almanya ve Birleşik Krallık, nükleer anlaşmayı korumaya çalışırken ABD'nin çizgisinin bölgeyi istikrarsızlaştırdığını savunuyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, ABD'nin İran'a yönelik azami baskı politikasından doğrudan etkilenen ülkeler arasında. İran, Türkiye'nin önemli bir enerji tedarikçisi ve doğal gazının yüzde 16'sını bu ülkeden karşılıyor. Yaptırımların sıkılaşması, Türkiye'nin enerji maliyetlerini artırabilir ve İran ile ticaret hacmini düşürebilir. Ayrıca Suriye ve Irak'taki gelişmeler, Türkiye'nin güvenlik çıkarlarını ilgilendiriyor; İran'ın bölgedeki nüfuzunun artması veya zayıflaması, sınır güvenliği ve terörle mücadele politikalarını etkileyebilir. ABD-İran çatışması aynı zamanda Türkiye'nin NATO ve Batı ittifakı içindeki konumunu da sınayabilir. Ankara, hem Washington'la ilişkilerini hem de İran'la komşuluk dengelerini korumak zorunda. Bu nedenle, Türkiye'nin ara bulucu rolü üstlenmesi ve diyalog kanallarını açık tutması kritik önemde.