ABD Başkanı Donald Trump, dün yaptığı açıklamada, ABD ara seçimleri öncesinde İran'a askeri bir saldırı düzenlemeyeceklerini belirtti. Trump, iki ülke arasındaki ilişkilerin ise ne yönde ilerleyeceğine dair net bir mesaj vermedi. Bu açıklama, Washington ile Tahran arasındaki gerilimin sürdüğü bir dönemde geldi.
İran-ABD Geriliminin Arka Planı
ABD ile İran arasındaki gerilim, 2018 yılında Washington'un tek taraflı olarak İran nükleer anlaşmasından (JCPOA) çekilmesi ve ardından İran'a yönelik ağır yaptırımlar uygulamaya başlamasıyla zirveye çıkmıştı. 2020'nin başlarında ise ABD'nin Bağdat'ta İran Devrim Muhafızları Ordusu Komutanı Kasım Süleymani'yi öldürmesiyle iki ülke savaşın eşiğine gelmişti.
Trump yönetimi, İran'a yönelik "maksimum baskı" politikasını sürdürse de, doğrudan bir askeri çatışmadan kaçınma eğiliminde oldu. Nitekim Trump'ın son açıklaması da bu politikayla uyumlu görünüyor. Ancak İran, ABD askerlerine ve müttefiklerine yönelik tehditlerini sürdürmekte ve özellikle Irak ve Suriye'deki vekil güçleri aracılığıyla ABD'yi zorlamaya devam ediyor.
Öte yandan İran, nükleer programını hızlandırmış durumda. Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (IAEA), İran'ın %60'a kadar zenginleştirilmiş uranyum üretimini artırdığını bildirmişti. Bu durum, İsrail ve Suudi Arabistan gibi bölge ülkeleri için ciddi bir güvenlik endişesi oluşturuyor. İsrail, İran'ın nükleer silah edinmesini kırmızı çizgi olarak tanımlıyor ve gerekirse askeri müdahalede bulunabileceğini açıklamıştı.
ABD İç Siyaseti ve Seçim Öncesi Denge
Trump'ın açıklaması, 3 Kasım 2026'da yapılacak ABD ara seçimleri öncesinde kritik bir zamanlama ile geldi. Seçim kampanyası döneminde, Başkan Trump'ın İran'a yönelik sert söylemleri ile askeri müdahaleden kaçınma arasındaki dengeyi gözetmesi dikkat çekiyor. ABD'de seçmenlerin büyük bir kısmı, Orta Doğu'da yeni bir savaşa sıcak bakmıyor. Bu nedenle Trump, hem İran'a karşı sert duruşunu koruyor hem de seçim öncesi askeri bir maceraya atılmayacağını taahhüt ediyor.
Bununla birlikte, İran konusu ABD siyasetinde iki partiyi de bölen bir mesele. Cumhuriyetçiler genel olarak Trump'ın politikalarını desteklerken, Demokratlar ise diplomaısiye dönülmesi ve nükleer anlaşmanın yeniden canlandırılması gerektiğini savunuyor. Ancak mevcut kongre yapısında Demokratların bu yönde bir adım atması zor görünüyor.
Bölgesel ve Küresel Yansımalar
İran-ABD gerilimi, sadece iki ülkeyi değil, tüm Orta Doğu'yu etkiliyor. İran'ın nükleer programı, İsrail'in güvenlik doktrinini doğrudan etkiliyor. İsrail, İran'ın nükleer tesislerine yönelik olası bir saldırı için hazırlıklarını sürdürüyor. Öte yandan, İran'ın vekil güçleri aracılığıyla Lübnan, Suriye, Irak ve Yemen'de artan etkisi, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi Körfez ülkelerini de tedirgin ediyor.
ABD'nin İran'a yönelik yaptırımları, İran ekonomisini ciddi şekilde sarsmış durumda. İran riyali tarihi düşük seviyelerde seyrediyor ve enflasyon %40'ın üzerinde. Ancak İran yönetimi, yaptırımlara rağmen nükleer programını ve bölgesel politikalarını sürdürmekte kararlı. Bu durum, ABD'nin "maksimum baskı" politikasının istenen sonucu vermediğini gösteriyor.
Uluslararası toplum ise İran nükleer anlaşmasının yeniden canlandırılması için çaba harcıyor. Avrupa Birliği, anlaşmanın korunması için diplomatik girişimlerini sürdürüyor. Ancak ABD'nin yaptırımları nedeniyle Avrupa şirketleri İran'da iş yapmakta zorlanıyor. Bu durum, ABD ile Avrupa arasında da bir gerilim yaratıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, İran ile uzun bir sınırı olan ve bölgesel gelişmelerden doğrudan etkilenen bir ülke. ABD-İran geriliminin tırmanması, Türkiye'nin güvenlik ve ekonomi politikalarını yakından ilgilendiriyor. Türkiye, İran'a yönelik yaptırımlara katılmadığını açıklamış ve İran ile ticari ilişkilerini sürdürmüştü. Ancak ABD'nin yaptırımları, Türk şirketlerini de olumsuz etkiliyor. Öte yandan, İran'ın nükleer programı ve bölgesel yayılmacılığı, Türkiye için de bir güvenlik endişesi. Türkiye, bölgede istikrarın korunması ve diplomatik çözümlerin öne çıkarılması için çaba gösteriyor. ABD'nin askeri bir saldırıdan kaçınması, Türkiye'nin bölgesel istikrar beklentileri açısından olumlu bir adım olarak değerlendirilebilir. Ancak İran'ın nükleer faaliyetleri ve bölgesel politikaları konusunda kalıcı bir çözüm bulunmadıkça, Türkiye'nin güvenlik kaygıları devam edecek gibi görünüyor.