ABD Başkanı Donald Trump'ın İran'a yönelik askeri baskı stratejisinin sembolü haline gelen USS Abraham Lincoln uçak gemisi, planlanandan çok daha uzun süre görevde kaldı. Bu durum, savaşın Trump'ın öngördüğü gibi hızlı sonuçlanmadığını ve Washington'ın bölgedeki askeri angajmanının giderek derinleştiğini gösteriyor.
Gerginliğin Arka Planı ve Geminin Konuşlandırılması
USS Abraham Lincoln, Mayıs 2019'da Akdeniz'den Basra Körfezi'ne doğru yola çıkarak İran'a karşı bir güç gösterisi amacıyla bölgeye konuşlandırıldı. Beyaz Saray, İran'dan gelebilecek olası tehditlere karşı önlem alındığını açıklamıştı. Ancak bu konuşlandırma, kısa süreli bir caydırıcılık hamlesi olarak tasarlanmıştı; ne var ki İran ile yaşanan karşılıklı provokasyonlar, geminin görev süresinin uzamasına neden oldu.
Trump yönetimi, İran'ın Hürmüz Boğazı'ndaki petrol tankerlerine yönelik saldırıları ve ABD insansız hava aracını düşürmesi gibi eylemlerine sert yanıt verdi. Bu gelişmeler üzerine USS Abraham Lincoln ve beraberindeki savaş grubu, bölgede daha uzun süre kalmak zorunda kaldı. Askeri uzmanlar, geminin beklenmedik şekilde uzun süre görevde kalmasının, ABD'nin İran stratejisindeki belirsizliği ve askeri taahhütlerin giderek arttığını yansıttığını belirtiyor.
O dönemde ABD Savunma Bakanlığı (Pentagon), geminin görev süresinin uzatılmasının operasyonel ihtiyaçlardan kaynaklandığını savundu. Ancak Kongre'deki bazı isimler, Trump'ın askeri güç kullanımı konusundaki tutarsız söylemlerinin sahada karmaşaya yol açtığını dile getirdi.
Bölgesel ve Küresel Yansımalar
USS Abraham Lincoln'ün uzun süreli konuşlandırması, İran ile ABD arasındaki gerilimin sadece askeri değil, aynı zamanda diplomatik ve ekonomik boyutlarını da gözler önüne serdi. İran, ABD'nin yaptırımlarına karşı direnç gösterirken, bölgedeki vekil güçleri aracılığıyla dolaylı saldırılarını sürdürdü. Bu durum, ABD'nin bölgedeki müttefikleri olan Suudi Arabistan, BAE ve İsrail'i de tedirgin etti.
Öte yandan, geminin görev süresinin uzaması, ABD donanmasının küresel ölçekteki operasyonel yükünü artırdı. Pasifik'te Çin'e karşı dengeleri gözetmek zorunda olan ABD, aynı anda Orta Doğu'da büyük bir güç bulundurmakta zorlandı. Bu durum, ABD'nin küresel askeri hakimiyetinin sınırlarını göstermesi açısından dikkat çekiciydi.
Trump'ın 2020'de İranlı General Kasım Süleymani'yi öldürten hava saldırısı emri, geminin bölgedeki varlığını daha da kritik hale getirdi. İran, intikam yeminleri ederken, USS Abraham Lincoln ve diğer ABD güçleri yüksek alarm durumuna geçti. Bu süreçte geminin görevi, caydırıcılığın ötesinde bir "savaş öncesi hazırlık" haline dönüştü.
Nihayetinde, USS Abraham Lincoln'ün uzun görevi, ABD'nin İran politikasının bir metaforu olarak görüldü: Başlangıçta kısa ve kesin bir zafer vaat eden bir strateji, zamanla içinden çıkılmaz bir askeri ve siyasi yükümlülüğe dönüştü. Bu durum, Trump'ın "sonsuz savaşlara son verme" söylemiyle çelişiyordu.
Türkiye Açısından Değerlendirme
ABD'nin İran'a yönelik askeri baskısı ve USS Abraham Lincoln'ün uzun süreli konuşlandırması, Türkiye'nin güvenlik ve enerji politikalarını doğrudan etkiliyor. Türkiye, İran ile komşu olup, enerji ihtiyacının önemli bir kısmını İran'dan karşılıyor. Basra Körfezi'ndeki gerilim, petrol fiyatlarını dalgalandırarak Türkiye ekonomisini olumsuz etkileyebilir. Ayrıca, ABD'nin bölgedeki askeri varlığı, Türkiye'nin Suriye ve Irak'taki denklemlerini karmaşıklaştırıyor. Türkiye, hem NATO müttefiki ABD ile hem de komşusu İran ile dengeli ilişkiler yürütmek zorunda. Olası bir savaş, Türkiye'nin sınır güvenliği ve mülteci akını riskini artırır. Bu nedenle Ankara, diplomasiye öncelik vererek gerilimin düşürülmesini savunuyor.