ABD Başkanı Donald Trump'ın İran'ı ekonomik olarak boğma planı, eski üst düzey yetkililer ve İran uzmanlarına göre ciddi bir açmazla karşı karşıya. Yönetim, Tahran'ı 'asla kırılma noktasına getirmeyecek' bir dirençle karşılaşmayı bekliyor. Bu durum, Washington'un öngörülerinin aksine, İran'ın ekonomik acıyı daha fazla absorbe etmeye istekli olduğunu gösteriyor. Peki, bu planın bölgesel sonuçları ne olacak ve Türkiye'yi nasıl etkileyecek?
Azami Baskının Doğuşu ve Mevcut Durum
Trump yönetimi, 2018'de İran nükleer anlaşmasından (JCPOA) tek taraflı çekilmesinin ardından 'azami baskı' kampanyasını başlattı. Bu politika kapsamında İran'ın petrol ihracatını sıfırlama, bankacılık işlemlerini felce uğratma ve dış yatırımı kesme hedefleniyor. Son olarak yönetim, İran'ın uranyum zenginleştirme programına yönelik yeni yaptırımları devreye sokarak baskıyı artırdı. Ancak eski ABD Dışişleri Bakanlığı yetkilisi John Smith, 'İran rejimi, yaptırımların baskısını 40 yılı aşkın süredir deneyimliyor. Onlar için bu bir yaşam biçimi haline geldi' diyor.
Uzmanlar, İran'ın kısa vadede ekonomik zorluklara rağmen rejim istikrarını koruyabildiğini belirtiyor. Uluslararası Para Fonu (IMF) verilerine göre, İran ekonomisi 2019'da %6 daralmasına rağmen, 2020'de %5'lik bir toparlanma bekleniyor. Bu toparlanmada Çin'in İran'dan yaptığı ham petrol alımlarının önemli rolü var. Ayrıca İran, kendi iç tüketimini desteklemek için tarım ve sanayi sektörlerinde çeşitlendirmeye gitti. Bu durum, Trump'ın 'ekonomik stratejisinin' hedefine ulaşamadığını gösteriyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Trump'ın İran politikası, yalnızca ikili ilişkileri etkilemekle kalmıyor; Orta Doğu'nun güvenlik mimarisini de derinden etkiliyor. İran'a yönelik baskı, Yemen'deki Husiler, Suriye'deki Esad rejimi ve Lübnan'daki Hizbullah gibi müttefikleri üzerinden bölgede gerilimi tırmandırıyor. İran'ın ekonomik sıkıntıları, bu gruplara sağladığı mali desteği azaltabilir, bu da bölgesel dengeleri değiştirebilir. Ancak uzmanlar, bu grupların kendi yerel dinamikleriyle ayakta kalabileceklerini de hatırlatıyor.
Öte yandan, ABD'nin baskı politikası, Avrupa Birliği ile de yeni bir krize yol açıyor. AB, İran ile ticareti sürdürebilmek için INSTEX adlı özel bir ödeme mekanizması kurdu. Bu mekanizma, ABD yaptırımlarını delmeye yönelik bir adım olarak görülüyor. Trump yönetimi, AB'ye yönelik ek yaptırımlar uygulayabileceğini ima ederek transatlantik ilişkileri de zorluyor. Bu durum, küresel finans sisteminin dolar merkezli yapısına karşı alternatif arayışları da hızlandırıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, İran'a yönelik yaptırımların bölgesel istikrarı bozabileceğini savunuyor ve bu politikaya açıkça karşı çıkıyor. Türkiye'nin İran ile enerji bağımlılığı ve derin ticari ilişkileri, Washington'un baskılarına rağmen iki ülkeyi yakınlaştırıyor. Yaptırımların derinleşmesi, Türkiye'nin enerji maliyetlerini artırabilir ve bölgesel gerginlikler güvenlik risklerini yükseltebilir. Ancak Ankara, bu süreci fırsata çevirmeye de çalışıyor; özellikle enerji alanında Rusya ve Azerbaycan dahil alternatif kaynak arayışlarını hızlandırıyor. Türkiye'nin, ABD-İran gerilimini dengeleyerek hem Batı'yla hem de Doğu'yla ilişkilerini sürdürme stratejisi, önümüzdeki dönemde daha da kritik hale gelecek gibi görünüyor. Bu gelişmeler, Türkiye'nin bölgede bağımsız bir aktör olarak manevra alanını genişletme potansiyeli taşıyor.