ABD Başkanı Donald Trump, İran'la yeni bir nükleer anlaşma imzalanmaması durumunda ülkeye 'çok sert' askeri darbeler vuracaklarını açıkladı. Trump'ın bu tehdidi, Tahran yönetiminin uranyum zenginleştirme faaliyetlerini hızlandırdığı ve Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) müfettişlerinin İran'a erişimini kısıtladığı bir döneme denk geldi. Beyaz Saray'dan yapılan açıklamada, anlaşmaya varılamaması halinde 'her seçeneğin masada olduğu' vurgulanırken, İran Dışişleri Bakanı Abbas Erakçi ise Trump'ın sözlerini 'psikolojik savaş' olarak nitelendirdi ve ülkesinin müzakere masasına geri dönmeyeceğini belirtti.
Gelişmenin arka planı: Anlaşmazlık derinleşiyor
ABD'nin 2018'de tek taraflı olarak çekildiği 2015 tarihli Kapsamlı Ortak Eylem Planı (KOEP), Trump yönetiminin uyguladığı 'maksimum baskı' politikasıyla rafa kalkmıştı. Biden döneminde yapılan dolaylı görüşmelerden sonuç alınamamış, İran'ın nükleer faaliyetleri giderek artmıştı. Bugün itibarıyla İran, yüzde 60'a varan oranlarda uranyum zenginleştiriyor; bu, silah yapımına uygun seviyeye oldukça yakın. UAEA'nın son raporuna göre, İran'ın stokladığı yüksek oranda zenginleştirilmiş uranyum miktarı, anlaşmanın izin verdiği sınırın 30 katını aşmış durumda.
Trump'ın son tehdidi, İran'ın bölgedeki vekil güçleriyle İsrail arasında yaşanan çatışmaların tırmandığı bir döneme denk geliyor. İsrail'in Gazze ve Lübnan'da Hizbullah'a yönelik operasyonları sürerken, Yemen'deki Husilerin Kızıldeniz'de ticari gemilere saldırıları devam ediyor. ABD'nin bölgedeki askeri varlığı son aylarda artırıldı; uçak gemisi USS Abraham Lincoln ve ek savaş uçakları konuşlandırıldı. Pentagon yetkilileri, olası bir İran saldırısına karşı hava savunma sistemlerinin güçlendirildiğini doğruladı.
Bölgesel ve küresel boyut: Petrol piyasaları ve diplomasi
Trump'ın tehdidi, petrol fiyatlarında ani bir yükselişe neden oldu. Brent petrol varil fiyatı yüzde 3,5 artarak 82 doların üzerine çıktı. Uzmanlar, İran'ın Hürmüz Boğazı'nı kapatma ihtimalinin küresel enerji arzını ciddi şekilde tehdit edebileceği uyarısında bulunuyor. Dünya petrol arzının yaklaşık yüzde 20'si bu stratejik boğazdan geçiyor. Çin ve Hindistan gibi büyük petrol ithalatçıları, gerilimin ekonomik etkilerini yakından izliyor.
Diplomatik cephede ise Avrupa Birliği ve Birleşmiş Milletler, tarafları itidale çağırıyor. Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Trump ve İran Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi ile ayrı ayrı telefon görüşmeleri yaparak diyalog çağrısında bulundu. Rusya ve Çin ise ABD'nin tek taraflı yaptırımlarını ve tehditlerini kınayarak İran'a destek mesajı verdi. BM Genel Sekreteri Antonio Guterres, 'Ortadoğu'nun bir savaşı daha kaldıramayacağını' belirterek acil müzakere çağrısı yaptı.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, İran'la 530 kilometrelik kara sınırına sahip olması ve enerji ihtiyacının önemli bir kısmını İran doğalgazıyla karşılaması nedeniyle bu gerilimden doğrudan etkilenecek bir konumda. Olası bir askeri çatışma, Türkiye'nin sınır güvenliğini tehdit ederken, bölgeden gelebilecek göç dalgası riskini artıracaktır. Ayrıca, ABD'nin İran'a yönelik yaptırımlarını sıkılaştırması, Türkiye'nin İran'la ticaretini zora sokabilir ve enerji maliyetlerini yükseltebilir. Ankara, bir yandan NATO müttefiki ABD ile ilişkilerini dengelemek, diğer yandan komşusu İran'la istikrarlı ilişkiler sürdürmek zorunda. Türkiye'nin bu krizde arabuluculuk rolü üstlenmesi, hem bölgesel istikrar hem de kendi çıkarları açısından kritik önem taşıyor.