ABD Başkanı Donald Trump, 4 Haziran Perşembe günü yaptığı açıklamada, Washington'un İran'dan zenginleştirilmiş uranyum temin etmek için Tahran yönetimiyle bir anlaşma yapmasına gerek olmadığını belirtti. Trump, Beyaz Saray'daki bir etkinlik sırasında gazetecilerin sorularını yanıtlarken, mevcut ulusal güvenlik stratejileri ve mevcut tedarik zincirlerinin ABD'nin nükleer yakıt ihtiyacını karşılamaya yeterli olduğunu ifade etti. Bu çıkış, İran'ın nükleer faaliyetlerini denetleyen uluslararası anlaşmaların geleceği konusundaki tartışmaları yeniden alevlendirdi. Özellikle 2015 tarihli Kapsamlı Ortak Eylem Planı'nın (KOEP) 2018'de ABD tarafından tek taraflı olarak feshedilmesinin ardından taraflar arasında doğrudan müzakereler durma noktasına gelmişti.
Trump'ın Açıklamasının Arka Planı
Trump'ın bu sözleri, İran'ın nükleer programına ilişkin Batı ile Tahran arasında devam eden gerginliklerin ortasında geldi. ABD Başkanı, İran'ın uranyum zenginleştirme kapasitesini artırmasına ve Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) denetimlerini kısıtlamasına rağmen, ABD'nin kendi nükleer santralleri için gerekli yakıtı diğer kaynaklardan (örneğin Kanada, Avustralya veya kendi stoklarından) temin edebileceğini ima etti. Beyaz Saray sözcüsü daha sonra yaptığı açıklamada, Trump'ın İran'la herhangi bir anlaşma yapmaya sıcak bakmadığını, ancak diplomasi kanallarının her zaman açık olduğunu yineledi. Analistlere göre bu açıklama, Trump yönetiminin İran'a yönelik maksimum baskı politikasının bir devamı niteliğinde; zira ABD, İran'ın nükleer faaliyetlerine karşı yaptırımları sıkılaştırırken bir yandan da bölgedeki müttefiklerine (İsrail, Suudi Arabistan) güvence vermeye çalışıyor.
Öte yandan İran, UAEA raporlarına göre uranyum zenginleştirme seviyesini yüzde 60'a kadar çıkarmış durumda; bu, silah sınıfı seviyesine (yüzde 90) oldukça yakın. Tahran ise programının barışçıl olduğunda ısrar ediyor. Trump'ın son açıklaması, ABD'nin İran'la nükleer müzakerelere yeniden başlama olasılığını daha da azaltıyor; ancak yeni ABD yönetimi (Kasım 2024 seçimleri sonrası) farklı bir politika izleyebilir.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Trump'ın bu çıkışı, Orta Doğu'daki güç dengelerini ve küresel nükleer silahlanma riskini etkileyebilecek bir gelişme. İran'ın nükleer programı, başta İsrail olmak üzere bölge ülkeleri için en önemli güvenlik tehditlerinden biri olarak görülüyor. İsrail, İran'ın nükleer tesislerine yönelik saldırı seçeneğini hiçbir zaman masadan kaldırmamışken, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi ülkeler de İran'ın faaliyetlerini yakından izliyor. Öte yandan Avrupa Birliği ve Fransa, Almanya, İngiltere (E3) gibi aktörler, KOEP'i canlandırmak için uzun süredir diplomatik çaba harcıyor ancak başarılı olamamıştı.
Küresel ölçekte, ABD'nin İran'la anlaşma yapmaya yanaşmaması, nükleer silahların yayılmasını önleme rejimine (NPT) darbe vurabilir. Zira İran, NPT kapsamında tam denetimlere tabi olmayı reddederken, diğer ülkeler de bu durumdan cesaret alabilir. Ayrıca Trump'ın “anlaşmaya gerek yok” söylemi, ABD'nin uluslararası anlaşmalara bağlılığı konusunda soru işaretleri oluşturuyor; bu da Çin ve Rusya gibi rakiplerin elini güçlendirebilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, İran'la komşu olması ve enerji ihtiyacının bir kısmını İran'dan karşılaması nedeniyle bu gelişmelerden doğrudan etkileniyor. ABD-İran gerginliğinin artması, bölgesel istikrarsızlığı derinleştirirken, Türkiye'nin enerji güvenliğini de tehdit edebilir. Ayrıca Türkiye, NATO üyesi olarak ABD'nin İran politikalarına tam olarak katılmasa da, İran'ın nükleer silah sahibi olmasını istemiyor. Trump'ın “anlaşma yok” tavrı, Türkiye'yi alternatif diplomatik girişimler (örneğin Astana süreci benzeri bir mekanizma) arayışına itebilir. Bununla birlikte Türkiye'nin, ABD yaptırımlarına rağmen İran'la ticaretini sürdürme çabaları (TAKAS mekanizmaları) bu yeni dönemde daha da zorlaşabilir.