İngiltere Başbakanlık ofisi 10 Numara'ya Pazartesi öğleden sonra giren Andy'nin ayak sesleriyle başlayan hafta, Beyaz Saray'ın İran'a yönelik son hamlesinin küresel düzeni yeniden şekillendiren bir krize dönüştüğüne tanıklık ediyor. Uzmanlık, strateji ve sınırdan yoksun bir yönetim anlayışı, Tahran'la içinden çıkılması güç bir çatışmaya saplanmış durumda. Bu çatışmanın yarattığı ekonomik şok dalgaları ABD sınırlarını çoktan aşmış, dünya piyasalarında dalgalanmalara ve jeopolitik dengelerde kaymalara yol açmış durumda.
Gelişmenin arka planı
Trump yönetiminin İran'a yönelik 'maksimum baskı' politikası, Tahran'ı müzakere masasına çekmek yerine daha da sertleştirdi. ABD'nin İran Devrim Muhafızları'nı terör örgütü ilan etmesi ve nükleer anlaşmadan çekilmesi, Körfez'deki gerilimi tırmandırdı. Ekonomik yaptırımlar İran'ın petrol ihracatını ciddi ölçüde düşürse de, Tahran'ın nükleer faaliyetlerini hızlandırmasına neden oldu. Uzmanlara göre Beyaz Saray'ın İran konusunda net bir stratejisi bulunmuyor; hamleler anlık ve tepkisel. Bu durum, hem müttefikleri hem de rakipleri endişelendiriyor. Avrupa ülkeleri, ABD'nin İran'la askeri bir çatışmaya sürüklenmesinden korkuyor. Rusya ve Çin ise, ABD'nin Orta Doğu'daki nüfuzunun zayıflamasını fırsat olarak görüyor.
Krizin ekonomik boyutu da kaygı verici. Petrol fiyatları son bir haftada %15 yükseldi. Hürmüz Boğazı'nda olası bir tırmanma, küresel enerji arzını tehdit ediyor. ABD'nin İran'a uyguladığı yaptırımlar, başta Hindistan ve Türkiye olmak üzere İran'dan petrol alan ülkeleri zor durumda bırakıyor. Bu ülkeler ya ABD'nin baskısına boyun eğecek ya da İran'la ticarete devam ederek yaptırım riskini göze alacak. Beyaz Saray'daki belirsizlik, tüm bu hesapları daha da karmaşık hale getiriyor.
Bölgesel ve küresel boyut
Trump'ın İran kumarı, Orta Doğu'nun zaten kırılgan olan dengelerini alt üst etti. Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi ABD müttefikleri, İran'ın misillemesinden endişe ediyor. Yemen'deki Husiler, İran'ın desteğiyle Suudi hedeflerine yönelik saldırılarını artırdı. Irak ve Lübnan'da İran yanlısı milisler, ABD güçlerine karşı eylemlerini yoğunlaştırdı. Bölgesel bir savaş senaryosu giderek daha olası görünüyor.
Küresel düzeyde ise kriz, ABD'nin liderlik rolünü sorgulatıyor. Avrupa ülkeleri, ABD'nin İran politikasını desteklemediklerini açıkça ifade ediyor. Fransa Cumhurbaşkanı Macron, 'Bir kriz daha kaldıramayız' diyerek gerilimin düşürülmesi çağrısı yaptı. Rusya ve Çin, BM Güvenlik Konseyi'nde ABD'ye karşı cephe alarak alternatif bir düzen arayışını güçlendiriyor. Bu gelişme, çok kutuplu bir dünya düzenine geçişin hızlandığına işaret ediyor. ABD'nin tek taraflı kararları, küresel kurumların etkinliğini zayıflatıyor. Uzmanlar, bu krizin Soğuk Savaş sonrası liberal düzenin sonunu getirebileceği uyarısında bulunuyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, İran'la komşu ve derin ekonomik bağları olan bir ülke. Kriz, Türkiye'nin enerji maliyetlerini artırabilir ve İran'la ticaretini olumsuz etkileyebilir. Ayrıca, Irak ve Suriye'deki İran yanlısı grupların faaliyetleri Türkiye'nin güvenliğini tehdit edebilir. Ankara, bir yandan ABD ile ittifakını sürdürmeye çalışırken, diğer yandan Tahran'la ilişkilerini dengelemek zorunda. Bu gelişme, Türkiye'nin bölgesel aktör olarak manevra alanını daraltıyor. Küresel ekonomik şoklar ise Türkiye'nin kırılgan ekonomisi için ek risk oluşturuyor.