ABD Başkanı Donald Trump, daha önce birçok ülkeyi ekonomik yaptırımlar ve siyasi baskılarla diz çöktürmeye alışkın bir lider olarak biliniyordu. Ancak bu kez karşısında, kolayca boyun eğmeyen ve kendi stratejik hesaplarını yapan bir rakip var: İran. Trump'ın Yemen'deki iç savaşı sona erdirmek için aracılık ettiği ateşkes, taraflar arasındaki güvensizlik ve ihlaller nedeniyle çökmek üzereyken, başkan İran'dan taviz koparmak için net bir strateji belirlemekte zorlanıyor. Bu durum, hem bölgesel dengeleri hem de ABD'nin Orta Doğu'daki itibarını yeniden sarsma potansiyeli taşıyor.
Yemen'de Ateşkes Çöküşü ve İran Faktörü
Trump yönetimi, Suudi Arabistan liderliğindeki koalisyon ile İran destekli Husiler arasında 2024 yılında varılan ateşkesi büyük bir diplomatik başarı olarak sunmuştu. Ancak ateşkes, özellikle Hudeyde limanının kontrolü ve insani yardımların dağıtımı konularında tıkanmış durumda. Suudi Arabistan, Husilerin limanı askeri amaçlarla kullandığını iddia ederken, Husiler koalisyonun ablukayı sürdürdüğünü öne sürüyor. İran ise hem askeri danışmanlar hem de lojistik destek yoluyla Husilere arka çıkmaya devam ediyor. Trump'ın İran'a yönelik "maksimum baskı" politikası, Tahran'ı müzakere masasına çekmek bir yana, Yemen'deki vekalet savaşını daha da derinleştirdi.
Uzmanlara göre Trump, İran'ı ekonomik olarak çökertmek için tasarladığı yaptırımların etkisini abartmış durumda. İran, Çin ve Rusya ile artan ticareti sayesinde yaptırımların bir kısmını aşmayı başardı. Ayrıca, nükleer programını hızlandırarak ABD'ye karşı elini güçlendirdi. Trump'ın İran konusunda net bir "çıkış stratejisi" olmaması, onu bölgede daha savunmasız bırakıyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut: Yeni Bir Kriz mi?
Yemen'de ateşkesin çökmesi, sadece insani bir felaketi değil, aynı zamanda Suudi Arabistan ve BAE gibi ABD müttefiklerinin güvenlik endişelerini de artırıyor. Bu ülkeler, ABD'nin bölgeden askeri olarak çekilme sinyalleri vermesinden rahatsız. Trump'ın İran'a karşı kararlı duruşu, müttefiklerini rahatlatmak bir yana, onları kendi savunma önlemlerini almaya itiyor. Öte yandan, İran'ın nükleer programa hız vermesi, İsrail'in askeri müdahale olasılığını gündeme getiriyor. Bölgesel bir savaş riski, küresel petrol fiyatlarını ve tedarik zincirlerini tehdit ediyor.
Trump'ın bugüne kadar uluslararası ilişkilerde kullandığı "al-ya da-bırak" tarzı, İran gibi karmaşık bir aktör karşısında işe yaramıyor. İran liderliği, iç siyasi krizleri dış düşman yaratarak aşmaya alışkın olduğu için Trump'ın baskıları tam tersi bir etki yaratıyor. Bu kısır döngü, ABD'nin Ortadoğu'daki etkisini azaltırken, Rusya ve Çin'in bölgede nüfuz kazanmasına zemin hazırlıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Yemen'deki çatışmanın sona ermesini uzun süredir destekliyor ancak doğrudan taraf değil. Bununla birlikte, ABD-İran geriliminin tırmanması, Türkiye'nin güvenlik ve ekonomik çıkarlarını yakından ilgilendiriyor. İran'la sınır komşusu olan Türkiye, olası bir askeri çatışmada mülteci akını ve ticaret kesintileri riskiyle karşı karşıya. Ayrıca, İran'ın nükleer programındaki ilerleme, Türkiye'nin de içinde olduğu bölgesel güç dengesini değiştirebilir. Ekonomik açıdan, Yemen'deki istikrarsızlık Kızıldeniz ticaret yollarını tehdit ederken, İran'a yönelik yaptırımlar Türkiye'nin enerji ithalatını zorlaştırabilir. Ankara, bu dengede hem Washington hem de Tahran'la diyaloğu sürdürmek zorunda.