ABD Başkanı Donald Trump, İran'ı 'havaya uçurabileceğini' söyleyerek Tahran'a yönelik tehditlerini bir kez daha gündeme taşıdı. Açıklama, İran'ın nükleer programı ve Orta Doğu'daki artan gerilim ortamında geldi. Trump'ın sözleri, Beyaz Saray'ın İran'a yönelik 'maksimum baskı' politikasının son halkası olarak yorumlandı.
Gelişmenin Arka Planı
Donald Trump, başkanlığı döneminde İran ile ilişkilerde sert bir çizgi izlemiş, 2018'de ABD'yi İran nükleer anlaşmasından (JCPOA) çekmiş ve Tahran'a yönelik ekonomik yaptırımları yeniden uygulamaya koymuştu. 2020'de İran Devrim Muhafızları Kudüs Gücü komutanı Kasım Süleymani'ye yönelik suikast emrini vermesi, iki ülke arasındaki gerilimi doruk noktasına taşımıştı. İran da buna karşılık olarak Irak'taki ABD üslerine füze saldırıları düzenlemişti.
Trump'ın son açıklaması, İran'ın nükleer programını hızlandırdığı ve uranyum zenginleştirme oranını yüzde 60'a çıkardığı bir dönemde geldi. Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (IAEA), İran'ın nükleer faaliyetlerine ilişkin denetimlerin kısıtlandığını ve Tahran'ın yeterli işbirliği göstermediğini raporlamıştı. Ayrıca İran, bölgede vekil güçler üzerinden etkinliğini artırırken, Yemen'deki Husiler ve Lübnan'daki Hizbullah üzerinden İsrail ve Suudi Arabistan'a yönelik tehditlerini sürdürüyor.
Trump'ın 'havaya uçurma' ifadesi, askeri bir müdahale seçeneğinin masada olduğunu gösteriyor. Ancak uzmanlar, bunun daha çok bir caydırıcılık mesajı olarak algılanması gerektiğini belirtiyor. ABD'nin İran'a yönelik olası bir askeri operasyonu, bölgede geniş çaplı bir savaşa yol açabilir ve küresel enerji piyasalarını alt üst edebilir. Zira İran, Hürmüz Boğazı'nı kapatma tehdidinde bulunarak dünya petrol arzının yaklaşık yüzde 20'sini etkileyebilecek bir kozu elinde tutuyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Trump'ın açıklamaları, İsrail'in İran'a yönelik artan endişeleriyle aynı döneme denk geliyor. İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, İran'ın nükleer silah edinmesini 'varoluşsal bir tehdit' olarak nitelendiriyor ve uluslararası toplumu harekete geçmeye çağırıyor. Suudi Arabistan ve Körfez ülkeleri de İran'ın nükleer programından endişeli. Buna karşın Çin ve Rusya, İran ile ekonomik ve askeri işbirliğini derinleştirerek ABD'nin baskı politikasını dengeliyor.
Avrupa Birliği ise İran ile diplomatik kanalları açık tutmaya çalışıyor. AB, nükleer anlaşmanın canlandırılması için çaba sarf etse de İran'ın sert tutumu ve ABD'nin yaptırımları nedeniyle somut ilerleme kaydedilemiyor. Trump'ın son sözleri, Avrupa'nın arabuluculuk çabalarını da zora sokabilir.
Küresel petrol fiyatları, İran-ABD gerilimine duyarlı hale gelmiş durumda. Her iki ülke arasındaki tansiyonun yükselmesi, Brent petrolün varil fiyatını yukarı çekiyor ve dünya ekonomisi için risk oluşturuyor. Özellikle Avrupa ve Asya'daki enerji ithalatçısı ülkeler, olası bir arz kesintisinden endişe ediyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, İran ile uzun bir sınırı olan ve bölgede önemli ekonomik ilişkileri bulunan bir ülke olarak gelişmeleri yakından takip ediyor. ABD-İran geriliminin tırmanması, Türkiye'nin enerji güvenliği ve ticaret yolları açısından risk oluşturuyor. Türkiye, İran'a yönelik yaptırımlara katılmamış ve ticaretini sürdürmüştü; ancak olası bir askeri çatışma, bölgesel istikrarı bozarak Türkiye'ye mülteci akını ve ekonomik sıkıntılar getirebilir. Ayrıca Türkiye, İran ile birlikte Astana sürecinde Suriye'deki ateşkesin garantörlüğünü üstleniyor; bir savaş bu denklemi bozabilir. Türkiye'nin denge politikası, ABD'nin baskısı ile İran ile olan bağlarını koruma arasında sıkışabilir.