Suudi Arabistan, komşusu Yemen'de İran destekli Husilerin oluşturduğu güvenlik tehdidini nasıl bertaraf edeceği ve bu konuda kimden yardım isteyebileceği konusunda belirsizlik yaşıyor. ABD'nin bölgeye ilgisi azalırken, Avrupalı müttefikler temkinli bir tutum sergiliyor ve hiçbir aktör İran ile doğrudan bir çatışmaya girmek istemiyor. Bu durum, Riyad'ı diplomatik ve askeri açıdan zor bir denklemle karşı karşıya bırakıyor.
2015'ten bu yana Suudi Arabistan öncülüğündeki koalisyon, Yemen'de Husilere karşı askeri bir kampanya yürütüyor. Ancak aradan geçen yıllara rağmen Husiler, başkent Sanaa'nın kontrolünü elinde tutmakla kalmayıp, Suudi Arabistan'ın güney sınırlarına yönelik füze ve insansız hava aracı saldırılarını artırdı. Bu saldırılar, Suudi petrol altyapısını ve havalimanlarını hedef alarak küresel enerji piyasalarında dalgalanmalara yol açtı. Son dönemde Husiler, İsrail'e yönelik saldırılarıyla da adından söz ettiriyor ve Kızıldeniz'deki ticari gemilere yönelik eylemleriyle uluslararası deniz ticaretini tehdit ediyor.
Suudi Arabistan'ın askeri müdahalesi, Husileri yenmek bir yana, onların askeri kapasitesini ve bölgesel etkisini artırmasına neden oldu. Husilerin elindeki balistik füze ve drone teknolojisi, İran'dan sağlanan destekle sürekli gelişiyor. Bu durum, Suudi hava savunma sistemlerinin etkinliğini sorgulatırken, Riyad'ın güvenlik endişelerini derinleştiriyor.
Diplomatik Çıkmaz ve Bölgesel Dinamikler
Suudi Arabistan, bir yandan askeri çözüm arayışlarını sürdürürken, diğer yandan Husilerle doğrudan müzakerelere sıcak bakmaya başladı. 2023'te Çin'in arabuluculuğuyla Suudi Arabistan ile İran arasında varılan normalleşme anlaşması, Yemen dosyasında bir yumuşama umudu yarattı. Ancak bu anlaşma, Husilerin saldırılarını durdurmasını sağlamadı. Aksine, Husiler İran ile olan bağlarını kullanarak daha da cesaretlendi.
ABD, Suudi Arabistan'ın en önemli güvenlik ortağı olmasına rağmen, son yıllarda bölgeden askeri varlığını azaltma eğiliminde. Washington yönetimi, Yemen savaşına doğrudan müdahil olmaktan kaçınıyor ve Suudi Arabistan'a sınırlı istihbarat ve lojistik destek sağlıyor. Avrupa ülkeleri ise İran ile nükleer müzakereleri ve enerji güvenliğini önceliklendirerek Yemen krizinde düşük profil izliyor. Bu ortamda Suudi Arabistan, kendi güvenliğini sağlamak için daha fazla sorumluluk almak zorunda kalıyor.
Husiler ise askeri kazanımlarını siyasi meşruiyete dönüştürmeye çalışıyor. Yemen'de fiili bir yönetim oluşturan grup, uluslararası toplumdan tanınma talep ediyor. Suudi Arabistan ise Husileri meşru bir aktör olarak kabul etmek istemiyor; zira bu, İran'ın bölgesel nüfuzunun genişlemesi anlamına gelecektir.
Küresel ve Bölgesel Etkiler
Husilerin Suudi Arabistan'a yönelik saldırıları, sadece iki ülke arasında bir mesele olmaktan çıkıp küresel bir boyut kazandı. Kızıldeniz'deki ticari gemilere yapılan saldırılar, uluslararası deniz ticaretini sekteye uğratarak enerji fiyatlarını yükseltiyor. Bu durum, Avrupa ve Asya ekonomilerini olumsuz etkiliyor. Ayrıca Husilerin İsrail'e yönelik eylemleri, Gazze savaşının bölgesel yayılma riskini artırıyor.
İran, Husileri destekleyerek Suudi Arabistan'a karşı vekalet savaşı yürütüyor ve bölgesel dengeleri kendi lehine çevirmeye çalışıyor. Ancak Tahran, doğrudan bir çatışmadan kaçınıyor; zira böyle bir savaş İran'ın ekonomik ve askeri kapasitesini zorlayabilir. ABD ve Avrupa ise İran'ı dizginlemek için diplomatik kanalları kullanmayı tercih ediyor, ancak bu çabalar şu ana kadar sonuç vermedi.
Suudi Arabistan'ın Husilere karşı üstünlük sağlayıp sağlayamayacağı belirsizliğini koruyor. Askeri çözüm arayışları başarısız oldu; diplomatik girişimler ise tarafların karşılıklı güvensizliği nedeniyle tıkanmış durumda. Önümüzdeki dönemde, Suudi Arabistan'ın İran ile doğrudan müzakerelere girmesi veya Husileri siyasi bir aktör olarak tanıması gibi seçenekler masada olacak. Ancak her iki seçenek de Riyad için siyasi ve stratejik riskler barındırıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Yemen'deki Husi-Suudi çatışması, Türkiye'nin bölgesel çıkarlarını yakından ilgilendiriyor. Kızıldeniz'deki istikrarsızlık, Türkiye'nin Afrika ve Asya'ya uzanan deniz ticaret yollarını tehdit ediyor. Ayrıca İran'ın Yemen üzerinden artan nüfuzu, Türkiye'nin bölgesel denge politikalarını zorlaştırıyor. Türkiye, Suudi Arabistan ile ilişkilerini normalleştirme sürecinde; ancak Husilerin İsrail'e yönelik saldırıları ve Gazze savaşı, Ankara'nın İsrail karşıtı söylemiyle örtüşüyor. Türkiye, Yemen krizinde diplomatik bir çözüm için çaba gösterebilir ve insani yardımlar konusunda aktif rol alabilir. Uzun vadede, Husilerin meşruiyet kazanması, Türkiye'nin bölgesel dengelerde yeni bir aktörle muhatap olması anlamına gelecektir.