ABD Başkanı Donald Trump'ın doğrudan tehditler içeren söylemleri, İsviçre'nin başkenti Bern'de devam eden Amerikan-İran müzakerelerinde ciddi bir gerilime yol açtı. Görüşmelerin kritik bir evreye girdiği belirtilirken, diplomatik kaynaklar müzakerecilerin gece boyunca çalışmayı beklediğini aktardı. Taraflar arasındaki temel anlaşmazlık, İran'ın nükleer programının askeri boyutuna ilişkin artan endişeler etrafında şekilleniyor. ABD heyeti, Tahran'ı uranyum zenginleştirme faaliyetlerini tamamen durdurmaya ve uluslararası denetime açık olmaya zorluyor. İran ise programının yalnızca sivil amaçlı olduğunu savunuyor ve ek yaptırımların kaldırılmasını talep ediyor.
Görüşmelerin Arka Planı ve Trump'ın Söylemi
Trump yönetimi, 2018 yılında Obama döneminde imzalanan Kapsamlı Ortak Eylem Planı'ndan (JCPOA) tek taraflı olarak çekilmiş ve İran'a karşı 'maksimum baskı' politikasını başlatmıştı. Bu politika kapsamında yüzlerce kişi ve kuruluş yaptırım listesine alınırken, İran petrol ihracatı neredeyse sıfırlanmıştı. Ancak bu sert tutum, İran'ın nükleer faaliyetlerini durdurmadı; aksine, Tahran uranyum zenginleştirme seviyesini yüzde 60'a yaklaştırarak anlaşmadaki taahhütlerini aştı.
Bugünkü müzakerelerde Trump'ın 'ateş ve öfke' benzeri tehditleri, İran heyetinin müzakere masasında daha esnek davranmasını sağlamayı hedefliyor. Ancak bu taktik, her iki tarafta da güvensizliği derinleştiriyor. İsviçre'nin arabulucu rolü üstlendiği görüşmelerde, ABD'nin İran'dan 'tam ve doğrulanabilir' bir taahhüt istediği, aksi halde askeri seçeneklerin masada olduğu belirtiliyor. İran Dışişleri Bakanlığı sözcüsü ise tehditlerin müzakerelere zarar verdiğini ve 'karşılıklı saygı' çağrısında bulunduklarını açıkladı.
Bölgesel ve Küresel Boyut
ABD-İran geriliminin yansımaları Orta Doğu'nun ötesine uzanıyor. İran'ın nükleer programının askeri bir boyut kazanması, Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri ve İsrail gibi bölgesel aktörler için kırmızı çizgi. İsrail, İran'ın nükleer silah üretme kapasitesine ulaşması halinde askeri müdahale seçeneklerini değerlendirdiğini sıkça dile getiriyor. Suudi Arabistan ise nükleer programını hızlandırarak denge kurmaya çalışıyor.
Küresel ölçekte, petrol piyasaları bu görüşmelerden doğrudan etkileniyor. İran'ın petrol ihracatına yönelik yaptırımların sıkılaşması veya gevşemesi, ham petrol fiyatlarını doğrudan belirliyor. Avrupa Birliği ve Çin, Trump'ın sert tutumuna karşı çıkarak diplomatik çözümden yana tavır alıyor. Rusya ise İran'a yakınlaşarak hem enerji hem de askeri alanda işbirliğini derinleştiriyor. Uzmanlar, mevcut gerilimin devam etmesi halinde, İran'ın nükleer silah elde etme süresinin (breakout time) birkaç aya kadar düşebileceği uyarısında bulunuyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, hem İran'a sınır komşusu hem de ABD ile NATO müttefiki olarak bu krizden en doğrudan etkilenecek ülkelerden biridir. İran'a yönelik olası bir askeri müdahale veya yaptırımların sıkılaşması, Türkiye'nin enerji güvenliğini tehdit edebilir. Türkiye, doğalgaz ihtiyacının önemli bir kısmını İran'dan karşılamaktadır. Ayrıca, PKK yan kuruluşu PJAK faaliyetleri nedeniyle İran'la ortak güvenlik kaygıları bulunan Türkiye, istikrarsız bir İran'dan olumsuz etkilenecektir. Ekonomik olarak da İran pazarına yönelik yaptırımlar, Türk iş dünyasını zor durumda bırakabilir. Bu nedenle Ankara, diplomatik çözümden yana tavır alarak her iki tarafla da diyalog kanallarını açık tutmaya çalışmaktadır.