ABD Başkanı Donald Trump, İran’a yönelik “Ekonomik D Günü” olarak adlandırdığı benzeri görülmemiş bir yaptırım paketini devreye sokmakla tehdit ediyor. Ancak uzmanlar, Washington’un elindeki kozların giderek azaldığı görüşünde. Trump’ın bu tehdidi, Tahran’ın nükleer programı konusundaki müzakerelerin tıkanmasının ardından geldi. Beyaz Saray, İran ekonomisini hedef alan yeni yaptırımların “tarihin en ağır ekonomik cezaları” olacağını öne sürüyor. Fakat analistlere göre, Çin’in İran’dan ham petrol alımına devam etmesi ve Rusya ile artan ekonomik iş birliği, ABD’nin baskı politikasının etkisini ciddi şekilde sınırlıyor.
Gelişmenin arka planı
Trump’ın bu son tehdidi, İran’ın uranyum zenginleştirme faaliyetlerini artırması ve Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) denetçilerinin ülkeye erişiminin kısıtlanmasıyla aynı döneme denk geldi. ABD yönetimi, İran’ın nükleer silah kapasitesine ulaşmasını engellemek için “maksimum baskı” politikasını yeniden uygulamaya koydu. Ancak eski Başkan Joe Biden döneminde hafifletilen yaptırımların yeniden yürürlüğe konması, Avrupalı müttefiklerle de görüş ayrılıklarına yol açtı.
Uzmanlar, Trump’ın “D Günü” benzetmesinin, İkinci Dünya Savaşı’ndaki Normandiya Çıkarması’na atıfta bulunduğunu, ancak bu kez hedefin askeri değil ekonomik olduğunu belirtiyor. Yine de, ABD’nin İran’a uygulayabileceği yeni yaptırım alanlarının sınırlı olduğu vurgulanıyor. Petrol ihracatı zaten büyük ölçüde kısıtlanmış durumda; bankacılık sistemi ve para transferleri üzerindeki baskılar ise yıllardır devam ediyor.
Maira Butt’un haberine göre, asıl engel Çin. Pekin yönetimi, İran’dan günlük ortalama 1,5 milyon varil ham petrol ithal ediyor ve bu ticaret, ABD yaptırımlarına rağmen sürüyor. Çin’in bu tutumu, ABD’nin İran ekonomisini tamamen çökertme hedefini zayıflatıyor. Ayrıca, Rusya ile İran arasındaki askeri ve ekonomik iş birliği, Tahran’ın uluslararası izolasyonunu kısmen kırıyor.
Bölgesel ve küresel boyut
Trump’ın tehditleri, Orta Doğu’da tansiyonu yeniden yükseltti. İran, Hürmüz Boğazı’nı kapatma tehdidinde bulunarak misilleme sinyali verdi. Bu durum, küresel petrol fiyatlarında dalgalanmalara yol açtı; Brent petrolün varil fiyatı 80 dolar sınırına dayandı. Bölgedeki müttefikler, özellikle Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri, yeni bir çatışmadan endişe duyuyor.
Uzmanlar, ABD’nin tek taraflı yaptırımlarının küresel enerji güvenliğini tehdit ettiğini, bu nedenle Çin ve Rusya’nın İran’a verdiği desteğin arttığını ifade ediyor. Avrupa Birliği ise, nükleer anlaşmanın yeniden canlandırılması için diplomasi çağrısı yapıyor ancak ABD ile İran arasında arabuluculuk çabaları sonuçsuz kalıyor. Trump’ın bu son hamlesi, uluslararası toplumda ABD’nin giderek yalnızlaştığı yorumlarına neden oluyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, İran ile komşu olması nedeniyle bu gerilimden doğrudan etkileniyor. Yaptırımların derinleşmesi, Türkiye’nin enerji ithalatında önemli bir tedarikçi olan İran ile ticaretini olumsuz etkileyebilir. Türkiye, İran’dan doğalgaz ve petrol alımını sürdürmekle birlikte, ABD yaptırımları ile uyumlu hareket etmek zorunda. Bu durum, Türkiye’nin enerji güvenliği ve dış ticaret dengesi açısından risk oluşturuyor. Ayrıca, İran’daki olası bir ekonomik çöküş, sınır güvenliği ve göç hareketleri üzerinde baskı yaratabilir. Türkiye’nin, hem ABD hem İran ile diyalog kanallarını açık tutması, bölgesel istikrar için kritik önem taşıyor.