Eski ABD Başkanı Donald Trump'ın İran nükleer anlaşmasına (JCPOA) yönelik politikaları, sadece Tahran ve Washington arasındaki ilişkileri değil, aynı zamanda küresel güç dengelerini de derinden etkiliyor. Özellikle Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin açısından bu anlaşmanın üç yönü bulunuyor: İyi, kötü ve çirkin. İyi tarafı, Trump'ın sert tutumunun İran'ı Rusya'ya daha da yakınlaştırması; kötü tarafı, anlaşmanın çökmesinin Putin'in savaş makinesine darbe vurması; çirkin tarafı ise bu sürecin Rusya'nın jeopolitik rakiplerine yeni fırsat pencereleri açması.
Anlaşmanın Arka Planı ve Trump'ın Rolü
2015 yılında imzalanan Kapsamlı Ortak Eylem Planı (JCPOA), İran'ın nükleer programını sınırlandırması karşılığında yaptırımların kaldırılmasını öngörüyordu. Trump 2018'de anlaşmadan tek taraflı çekilerek İran'a maksimum baskı politikası uyguladı. Bu hamle, İran'ı nükleer faaliyetlerini hızlandırmaya itti ve bölgesel gerilimi artırdı. Putin ise bu süreçte İran ile askeri ve ekonomik iş birliğini derinleştirdi, özellikle Suriye'de ortak hareket etti. Ancak Trump'ın politikaları, Rus savunma sanayisini de vurdu: İran'a yönelik yaptırımlar, Rusya'nın İran'a silah satışını engelledi ve Moskova'nın petrol gelirlerini olumsuz etkiledi.
Analistlere göre, Trump'ın İran'a yönelik sert tutumu Putin'in Ukrayna'daki savaşını da dolaylı olarak etkiliyor. İran, Rusya'ya insansız hava araçları ve mühimmat tedarik ederken, Washington'un yaptırımları bu tedarik zincirini zorlaştırıyor. Ayrıca, İran'ın nükleer programının ilerlemesi, Suudi Arabistan ve İsrail gibi bölgesel aktörlerin Rusya'ya yönelik baskılarını artırmasına neden oluyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Trump'ın mirası Biden yönetimi tarafından da kısmen sürdürülüyor. ABD, İran'la dolaylı müzakereleri sürdürürken, yaptırımların büyük kısmı yerinde duruyor. Bu durum, İran'ı Çin ve Rusya ile daha yakın ilişki kurmaya itiyor. Ancak Çin, İran'dan ucuz petrol alırken ABD yaptırımlarına da uyum sağlamaya çalışıyor. Rusya ise İran'a hem siyasi destek veriyor hem de nükleer teknoloji transferi yapıyor. Uzmanlar, İran'ın nükleer silah kapasitesine ulaşmasının, küresel nükleer silahlanma yarışını tetikleyebileceğini belirtiyor.
Öte yandan, Trump'ın politikaları Rusya'nın Ortadoğu'daki nüfuzunu artırırken, Ukrayna savaşı nedeniyle bu nüfuz sürdürülebilir değil. Rusya'nın İran'a bağımlılığı, Tahran'ın elini güçlendiriyor; ancak Moskova, İran'ın nükleer silah sahibi olmasını istemiyor. Bu ikilem, Putin'i zor durumda bırakıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, İran nükleer anlaşmasının yeniden canlandırılmasını ve bölgesel istikrarı destekliyor. Trump'ın sert politikaları ve anlaşmanın belirsizliği, Türkiye'nin enerji güvenliğini ve komşularıyla ilişkilerini doğrudan etkiliyor. İran'a yönelik yaptırımlar, Türkiye'nin doğalgaz ve petrol ticaretini zorlaştırırken, Tahran'la ekonomik iş birliğini sınırlıyor. Ayrıca, İran'ın nükleer programı ve bölgesel gerilim, Türkiye'nin Suriye ve Irak politikalarını da karmaşık hale getiriyor. Türkiye, hem Batı ittifakının bir üyesi hem de İran'la sınır komşusu olarak dengeli bir politika izlemek zorunda. Bu süreçte, Rusya'nın İran'la ilişkileri Ankara için hem fırsat hem de risk barındırıyor: Moskova'nın Tahran üzerindeki etkisi, Türkiye'ye bölgesel krizlerde arabuluculuk avantajı sağlayabilirken, Rus-İran yakınlaşması Türkiye'nin çıkarlarına ters düşebilir.