ABD Başkanı Donald Trump'ın İran ile vardığı mutabakat, eski Başkan Barack Obama döneminde imzalanan Kapsamlı Ortak Eylem Planı'ndan (JCPOA) temel farklılıklar taşıyor. İki anlaşmayı doğrudan karşılaştırmak güç; zira Trump yönetiminin imzaladığı belge, kapsamlı bir nihai anlaşmaya giden yolda müzakerelerin çerçevesini çizen geçici bir düzenleme niteliği taşıyor. Bu mutabakat, Tahran'ın nükleer programına sınırlama getirirken, Obama dönemindeki anlaşma daha kapsamlı ve uzun vadeli hükümler içeriyordu. Uzmanlar, Trump'ın hamlesinin İran'ı müzakere masasına çekmeyi hedeflediğini, ancak bunun kalıcı bir çözüm sunmaktan uzak olduğunu belirtiyor.
Gelişmenin Arka Planı
Obama döneminde 2015'te imzalanan JCPOA, İran'ın uranyum zenginleştirme faaliyetlerini kısıtlıyor ve uluslararası denetimlere tabi tutuyordu. Anlaşma karşılığında İran'a yönelik ekonomik yaptırımlar hafifletilmişti. Ancak Trump, 2018'de bu anlaşmadan tek taraflı olarak çekilerek İran'a 'maksimum baskı' politikası uyguladı. Bu süreçte İran, nükleer programını yeniden hızlandırdı ve uranyum zenginleştirme seviyesini yüzde 60'a çıkardı. Trump'ın son mutabakatı ise İran'ın nükleer faaliyetlerini dondurmasını ve Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı'nın (UAEA) denetimlerine yeniden izin vermesini öngörüyor. Ancak bu kez kapsamlı bir yaptırım hafifletmesi söz konusu değil; sadece insani yardım ve ticaret alanlarında sınırlı kolaylıklar sağlanıyor.
Obama dönemindeki anlaşma, P5+1 ülkelerinin (ABD, İngiltere, Fransa, Almanya, Rusya, Çin) ortak imzasını taşırken, Trump'ın mutabakatı yalnızca ABD ile İran arasında imzalandı. Bu durum, anlaşmanın uluslararası meşruiyetini ve bağlayıcılığını zayıflatıyor. Ayrıca Trump'ın anlaşması, İran'ın balistik füze programı ve bölgesel faaliyetleri gibi konuları kapsamıyor; sadece nükleer dosyaya odaklanıyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
İran anlaşması, sadece ABD-İran ilişkilerini değil, Ortadoğu'nun geleceğini de etkiliyor. Obama dönemindeki JCPOA, bölgede İran'ın nükleer silah edinmesini engelleyerek Suudi Arabistan ve İsrail gibi ülkelerin güvenlik endişelerini kısmen gidermişti. Trump'ın anlaşmadan çekilmesi ise bölgede tansiyonu yükseltti ve İran'ın nükleer programını hızlandırmasına yol açtı. Şimdi ise Trump'ın geçici mutabakatı, İran'ın nükleer faaliyetlerini yavaşlatmayı hedefliyor ancak kalıcı bir çözüm sunmuyor. İsrail, bu yeni anlaşmaya ihtiyatlı yaklaşırken, Suudi Arabistan süreci destekliyor. Küresel ölçekte, ABD'nin anlaşmaya tek taraflı yaklaşımı, çok taraflı diplomasiye ve uluslararası hukuka gölge düşürüyor. Avrupa Birliği ise İran'la ticari ilişkilerini sürdürmeye çalışırken, ABD'nin yaptırım tehditleriyle karşı karşıya kalıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, hem ABD hem de İran ile yakın ilişkileri olan bir ülke olarak bu gelişmeden doğrudan etkileniyor. Ekonomik açıdan, İran'a yönelik yaptırımların hafifletilmesi veya ağırlaştırılması, Türkiye'nin enerji ithalatı ve ticaret hacmini etkiliyor. Güvenlik boyutunda ise İran'ın nükleer programı, Ortadoğu'da bir silahlanma yarışını tetikleyebilir ve bu da Türkiye'nin çevresindeki istikrarı tehdit edebilir. Türkiye, İran'ın nükleer silah edinmesine karşı çıkarken, barışçıl nükleer enerjiyi destekliyor. Bu nedenle Ankara, ABD ile İran arasında diyalog kanallarının açık kalmasını ve bölgesel gerilimin azalmasını tercih ediyor. Trump'ın geçici mutabakatı, Türkiye'nin enerji güvenliği ve komşusuyla ticari ilişkileri açısından dengeli bir yaklaşımın önemini bir kez daha ortaya koyuyor.