ABD Başkanı Donald Trump, İran ile nükleer anlaşmaya varılmak üzere olduğunu duyururken, her iki taraf da son haftalarda tırmanan askeri gerilimden geri adım atıyor. Trump, pazartesi günü gerçekleşen ve İran savaşında Nisan ateşkesine kadar en büyük darbe olarak nitelendirilen karşılıklı saldırıların ardından yaptığı açıklamada, İran'a yönelik daha fazla bombalamanın Hürmüz Boğazı'nı aylarca kapalı tutacağını ve çok sayıda can kaybına yol açacağını söyledi. Bu açıklama, ABD yönetiminin diplomatik çözüme öncelik verme niyetini ortaya koyuyor.
Gelişmenin arka planı
Trump'ın bu açıklaması, İran ile Batılı güçler arasında 2015’te imzalanan nükleer anlaşmanın (JCPOA) yeniden canlandırılmasına yönelik müzakerelerin kritik bir aşamaya geldiği bir dönemde geldi. ABD’nin 2018’de anlaşmadan tek taraflı çekilmesi ve ardından İran’ın uranyum zenginleştirme faaliyetlerini hızlandırması, bölgede gerilimi tırmandırmıştı. Son haftalarda İran destekli milislerin ABD üslerine yönelik saldırıları ve ABD’nin karşılık vermesi, durumu savaşın eşiğine getirdi. Ancak Trump, anlaşmanın “günler içinde” tamamlanabileceğini ima ederek, askeri seçeneklerin masadan kalkmadığını ancak diplomasiye öncelik verdiğini vurguladı.
Uzmanlar, Trump’ın bu çıkışının arkasında, Kasım ayındaki başkanlık seçimleri öncesinde büyük bir askeri çatışmadan kaçınma isteği olduğunu belirtiyor. Ayrıca küresel petrol piyasalarında yaşanan dalgalanmalar ve Hürmüz Boğazı’nın güvenliği, ABD ekonomisini doğrudan etkilediği için yönetim, diplomatik çözüme yönelmiş görünüyor. Taraflar arasında devam eden dolaylı müzakerelerde, İran’ın uranyum zenginleştirme kapasitesinin sınırlandırılması ve yaptırımların kademeli olarak kaldırılması gibi temel konular masada.
Bölgesel ve küresel boyut
İran ile varılacak olası bir anlaşma, sadece Ortadoğu’da değil, küresel enerji güvenliği açısından da büyük önem taşıyor. Hürmüz Boğazı, dünya petrol arzının yaklaşık beşte birinin geçtiği stratejik bir su yolu. Trump’ın belirttiği gibi, boğazın kapanması küresel petrol fiyatlarında sert bir artışa ve ekonomik durgunluğa yol açabilir. Öte yandan, Suudi Arabistan ve İsrail gibi bölgesel aktörler, İran’ın nükleer programına ilişkin endişelerini dile getirirken, anlaşmanın yeniden canlandırılmasına şüpheyle yaklaşıyor. ABD’nin Avrupalı müttefikleri ise anlaşmayı destekliyor ve diplomasiyi teşvik ediyor. Çin ve Rusya da sürecin parçası olarak İran ile ekonomik ilişkilerini sürdürüyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, İran ile uzun bir kara sınırını paylaşan ve enerji ihtiyacının önemli bir kısmını komşusundan karşılayan bir ülke olarak bu gelişmelerden doğrudan etkileniyor. İran’a yönelik yaptırımların hafiflemesi veya anlaşmanın yeniden yürürlüğe girmesi, Türkiye’nin enerji ticaretini ve bölgesel ticaret hacmini olumlu etkileyebilir. Ancak, ABD-İran arasındaki gerilimin azalması, Türkiye’nin Suriye ve Irak’taki güvenlik kaygılarını da dolaylı olarak etkileyebilir. Öte yandan, Türkiye’nin NATO müttefiki olarak ABD ile ilişkileri ve İran’a yönelik yaptırımlara uyum konusu, Ankara’nın dış politika dengesini sınamaya devam ediyor.