ABD Başkanı Donald Trump, bu yılki NATO zirvesinde de yıkıcı üslubundan vazgeçmedi. Greenland’ı satın alma tehditlerinden Ukrayna’ya yeni yardım sözlerine kadar uzanan bir dizi çelişkili açıklama, ittifakın birliğini yeniden sınadı. Trump’ın “daha güçlü NATO” vaatleri havada kalırken, toplantıdan somut bir güvence çıkmaması endişe yarattı. Guardian yazarı Paul Taylor’a göre NATO liderleri yine bir “sinir harbini” atlattı, ancak bu seferki stres testi eskilerinden daha derin izler bıraktı.
Gelişmenin Arka Planı: Trump’ın Çifte Mesajları
Zirve öncesinde Trump, NATO müttefiklerini “yeterince savunma harcamıyor” diyerek eleştirdi ve ABD’nin ittifaktan çekilebileceği sinyalini verdi. Ancak toplantı sırasında Ukrayna’ya 200 milyar dolarlık yeni bir askeri yardım paketini duyurması, şaşkınlık yarattı. Bu çelişki, müttefikler arasında güven bunalımına yol açtı. Öte yandan Trump’ın Greenland’ı satın alma fikrini yeniden gündeme getirmesi, Danimarka ile diplomatik gerilime neden oldu. NATO Genel Sekreteri Mark Rutte, ittifakın “her zamankinden daha güçlü” olduğunu söylese de, pek çok diplomat bu sözlerin gerçeği yansıtmadığını düşünüyor.
Zirvede alınan en önemli karar, savunma harcamalarının GSYİH’nin %2’sinden %3’üne çıkarılması oldu. Ancak Trump’ın bu hedefi yeterli bulmadığı ve “en az %5” şartı koştuğu belirtiliyor. Avrupalı müttefikler, ABD’nin bu talepler karşısında geri adım atmayacağını biliyor, ancak kendi bütçeleri üzerindeki baskı endişe verici boyutlara ulaşmış durumda. Özellikle Almanya ve Fransa, savunma harcamalarını artırma konusunda iç siyasi engellerle karşı karşıya.
Bölgesel ve Küresel Boyut: NATO’nun Geleceği ve Ukrayna
NATO zirvesinin en kritik gündem maddelerinden biri, Ukrayna’nın ittifaka üyelik süreciydi. Trump yönetimi, Ukrayna’ya verdiği destekte bir tutarsızlık sergiliyor: Bir yandan tarihi yardım paketlerini onaylarken, diğer yandan üyelik müzakerelerini bloke ediyor. Bu durum, Kiev yönetiminde hayal kırıklığı yaratıyor. Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenski, NATO’dan “net bir yol haritası” talep etti, ancak somut bir adım atılmadı.
Trump’ın Avrupa güvenliğine yaklaşımı, kıtadaki ittifak bağlarını zorluyor. Bir yandan Çin’e karşı sert tedbirler alması, diğer yandan Rusya ile münferit görüşmelere sıcak bakması, Avrupalı liderleri endişelendiriyor. Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, “Avrupa’nın kendi güvenliğini sağlamak için daha fazla sorumluluk alması gerektiğini” bir kez daha vurguladı. Ancak bu çağrı, AB içinde henüz tam anlamıyla karşılık bulmuş değil.
Zirve sonunda yayınlanan ortak bildiride, “NATO’nun savunma ve caydırıcılık kapasitesinin artırılması” ve “Ukrayna’ya uzun vadeli destek” sözleri yer alırken, Trump’ın tartışmalı açıklamalarına doğrudan yanıt verilmedi. Analistler, bunun ittifakın içindeki kırılganlıkları gizlemek için bir “alışkanlık” haline geldiğini belirtiyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, NATO’nun en büyük ikinci ordusuna sahip ülkesi olarak bu zirvede kilit rol oynadı. Ancak Trump’ın ittifak içindeki tutarsız duruşu, Ankara için de riskler barındırıyor. Türkiye, bir yandan ABD ile S-400/F-35 krizini aşmaya çalışırken, diğer yandan Avrupa güvenlik mimarisinde daha bağımsız bir pozisyon almanın yollarını arıyor. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, zirvede “NATO’nun Türkiye’nin güney sınırlarındaki tehditlere karşı daha duyarlı olması” talebini yineledi. Ancak Trump yönetiminin YPG/PKK konusundaki belirsiz tutumu, Türk-Amerikan ilişkilerinde güven bunalımını derinleştiriyor. Bu gelişmeler, Türkiye’nin çok yönlü dış politika stratejisini daha da önemli hale getiriyor: Hem NATO içinde etkin bir aktör olmak, hem de Moskova ve Pekin ile dengeli ilişkiler kurmak.