ABD Başkanı Donald Trump’ın, kızamık, kabakulak ve kızamıkçık (MMR) aşısını üç ayrı ziyarete bölmeyi öngören başkanlık kararnamesi, ülkede yankı uyandırdı. Cumhuriyetçi Senatör Bill Cassidy, söz konusu kararnamenin “bilimsel gerçeklerle bağdaşmadığını” belirterek Başkan Trump’ın bu tür tıbbi kararları verecek uzmanlığa sahip olmadığını vurguladı. Doktor kimliğiyle tanınan Cassidy, konuya ilişkin yaptığı açıklamada, “Ben bir doktorum. Bu başkanlık emri hatalıdır. Başkan’ın bu değişiklikleri yapacak uzmanlığı yoktur” dedi. Kararnamenin, kızamık vakalarının artış gösterdiği bir dönemde aşılamayı geciktirerek halk sağlığını riske atabileceği belirtiliyor.
Kararnamenin İçeriği ve Tepkiler
Başkan Trump’ın 18 Kasım 2024 tarihinde imzaladığı kararname, MMR aşısının tek enjeksiyon yerine üç ayrı doktor ziyaretinde uygulanmasını öngörüyor. Böylece, çocukların aşı takvimindeki ziyaret sayısının artırılması ve aşı bileşenlerinin ayrıştırılması hedefleniyor. Ancak uzmanlar, bu uygulamanın bilimsel hiçbir temeli olmadığını, aksine aşılamanın gecikmesine ve aşılama oranlarının düşmesine yol açarak salgın riskini artırabileceğini ifade ediyor. Amerikan Pediatri Akademisi (AAP), kararnamenin “tıbbi açıdan kabul edilemez” olduğunu açıklayarak, aşıların güvenliği ve etkinliği konusunda bilimsel kanıtlara dayanılması gerektiğini vurguladı.
Senatör Cassidy’nin açıklamaları da bu doğrultuda. Louisiana temsilcisi olan ve tıp eğitimi alan Cassidy, daha önce de aşı karşıtı hareketlere karşı çıkmış ve aşıların otizmle ilişkisi olduğu yönündeki iddiaların çürütüldüğünü dile getirmişti. Cassidy, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, “Aşılar onlarca yıllık araştırmanın ürünüdür. MMR aşısı, güvenli ve etkilidir. Bu kararname, çocuklarımızı riske atıyor” ifadelerine yer verdi.
Beyaz Saray sözcüsü ise kararnamenin, ebeveynlere aşı konusunda daha fazla seçenek sunmayı amaçladığını savundu. Ancak tıp otoriteleri, aşıların bileşenlerini ayırmanın bilimsel olarak gerekli olmadığını, aksine bu durumun ek dozlar ve ziyaretler nedeniyle maliyet artışına yol açacağını, ayrıca hastanelerin iş yükünü artıracağını belirtiyor. Aşı karşıtlığıyla mücadele eden sivil toplum kuruluşları da kararnameyi eleştirerek, başkanın bilimsel kurumları hiçe saydığını ifade etti.
Bölgesel ve Küresel Boyut
ABD’de aşı karşıtlığı hareketi son yıllarda güç kazanmış, bu durum kızamık vakalarının artışına neden olmuştu. Dünya Sağlık Örgütü (WHO) 2023 yılında ABD’yi kızamığın yeniden endemik hale geldiği ülkeler arasında değerlendirmişti. Uzmanlar, bu kararnamenin sadece ABD’yi değil, küresel sağlık güvenliğini de tehdit ettiğini savunuyor. Zira aşılama oranlarının düşmesi, uluslararası seyahatler yoluyla diğer ülkelere bulaş riskini artırıyor. Avrupa Hastalık Önleme ve Kontrol Merkezi (ECDC), ABD’de yaşanabilecek bir kızamık salgınının Avrupa’ya da sıçrayabileceği uyarısını yaptı.
ABD’deki aşı politikaları, yalnızca sağlık açısından değil, aynı zamanda siyasi açıdan da tartışma yaratıyor. Başkan Trump’ın seçim döneminde aşı karşıtı söylemlerde bulunması, bilim insanları ve sağlık otoriteleri tarafından sıklıkla eleştirilmişti. Bu yeni kararname, başkanın aşı karşıtı tabanına mesaj verme amacı taşıdığı şeklinde yorumlanıyor. Ancak bu kararın, ABD’de aşılama oranlarını düşürmesi ve toplumsal bağışıklığı zayıflatması bekleniyor. Amerikan Tıp Birliği (AMA), kararnamenin “tehlikeli bir emsal” oluşturduğunu ve başkanın yetkilerini aştığını açıkladı.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, aşı konusunda güçlü bir altyapıya sahip olup, bebeklik ve çocukluk çağı aşı takvimini uygulamaktadır. ABD’deki bu tartışmalar, Türkiye’de aşı karşıtlığı söylemlerinin yeniden alevlenmesine yol açabilir. Ancak Türk sağlık otoriteleri, bilimsel verilere dayalı aşı politikalarını savunmaktadır. Türkiye, Dünya Sağlık Örgütü’nün aşı önerilerini takip etmekte ve kızamıkla mücadelede önemli ilerlemeler kaydetmiştir. Bu nedenle, ABD’deki bu tür kararların, Türkiye’de aşı uygulamalarını etkilemesi beklenmemektedir. Ancak küresel ölçekte aşı karşıtlığı hareketlerinin güç kazanması, Türkiye’nin sınır komşuları dahil pek çok ülkede salgın riskini artırarak, sınır ötesi sağlık güvenliği tehditleri oluşturabilir. Türkiye, bu gelişmeleri yakından takip etmeli ve aşılamada toplumsal farkındalığı artırmaya yönelik politikalarını güçlendirmelidir.