ABD Başkanı Donald Trump, Ocak ayı başında Beyaz Saray'da petrol şirketleri yöneticileriyle yaptığı toplantıda başlattığı ve ardından Davos Dünya Ekonomik Forumu'nda zirveye taşıdığı konuşmalarında, Çin ve Avrupa Birliği'nin iklim değişikliğiyle mücadeledeki başarılarını küçümseyen bir tavır sergiledi. Oysa ki bu söylem, iç siyasi hesaplardan şekillenen ve küresel enerji dönüşümünün gerçeklerini yansıtmayan bir anlatıyı temel alıyor. Trump'ın “Çin hava kirliliğini durdurdu ama bu onların kömürü terk ettiği anlamına gelmiyor” veya “Avrupa, rüzgar enerjisinde başarılı olamadı” şeklindeki ifadeleri, aslında ABD'de fosil yakıt şirketlerine daha fazla ayrıcalık tanınmasını meşrulaştırma çabası olarak değerlendiriliyor.
Gelişmenin arka planı: Trump'ın karbon ayak izi
Trump'ın iklim konusundaki tutumu, başkanlık koltuğuna oturduğu günden beri eleştiri konusu. Paris İklim Anlaşması'ndan çekilmesiyle başlayan süreç, yerel kömür ve petrol endüstrisine verilen sınırsız destekle devam etti. Ocak 2025'teki petrol şirketleri toplantısında, “Çin ve Avrupa, karbon emisyonlarını azaltma konusunda bizden daha başarılı gibi gösteriliyor ama bu tamamen yanlış” diyen Trump, bu iddiasını Davos'ta da yineledi. Oysa Uluslararası Enerji Ajansı (IEA) verileri, Çin'in son on yılda güneş ve rüzgar enerjisi kapasitesini ikiye katladığını, AB'nin ise 2030'a kadar emisyonlarını %55 azaltma hedefi doğrultusunda yenilenebilir enerji yatırımlarını artırdığını gösteriyor.
Trump'ın konuşmalarındaki ana hedef, ABD'deki yeşil enerji politikalarını baltalamak ve petrol şirketlerine sağlanan vergi indirimlerini korumak. Ancak bu söylem, ABD'yi küresel yeşil dönüşümde yalnızlaştırma riskini de beraberinde getiriyor. Çin, 2024 yılında ulaştığı 1.200 GW'lık yenilenebilir enerji kapasitesiyle dünya lideri konumunda. AB ise rüzgar ve güneş enerjisinde Çin'in ardından ikinci sırada yer alıyor. Trump'ın bu gerçekleri görmezden gelmesi, bazı analistlere göre ABD'yi teknolojik ve ekonomik olarak geri bırakabilir.
Bölgesel ve küresel boyut: Yeşil enerji savaşları
Trump'ın söylemleri, sadece iklim politikalarına yönelik bir eleştiri değil, aynı zamanda ticaret savaşlarının yeni bir cephesi. ABD, Çin ve AB arasında giderek kızışan yeşil teknoloji rekabeti, tarifeler ve kotalarla şekilleniyor. ABD'nin Çin'den ithal edilen güneş panellerine uyguladığı gümrük vergileri zaten yüksek seviyelerde seyrediyor. Trump'ın bu tutumu, ABD'nin Avrupalı müttefikleriyle de arasının açılmasına neden olabilir. Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, Davos'ta yaptığı konuşmada “Avrupa Yeşil Mutabakatı'ndan vazgeçmeyeceğiz” diyerek Trump'a dolaylı yanıt verdi. Çin ve AB'nin iklim taahhütlerini sürdürmesi, ABD'yi izole bir konuma itiyor. Bu durum, küresel ölçekte karbon emisyonlarını azaltma çabalarını da olumsuz etkiliyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, hem AB üyesi olmayan hem de gelişmekte olan bir ülke olarak yeşil dönüşümde kilit bir konumda. Trump'ın iklim söylemleri, Türkiye'nin AB ile sürdürdüğü Gümrük Birliği müzakerelerinde yeşil mutabakat uyumu konusunu yeniden gündeme getirebilir. Türkiye, Paris İklim Anlaşması'nı onaylayarak yeşil enerji hedeflerini belirlemişti ancak fosil yakıt ithalatına bağımlılık sürüyor. ABD'nin yeşil enerji konusunda geri adım atması, Türkiye'nin güneş ve rüzgar enerjisi yatırımlarını hızlandırması için bir fırsat olabilir. Ancak ABD'nin petrol şirketlerini desteklemesi, küresel petrol fiyatlarını düşük tutarak Türkiye'nin yenilenebilir enerjiye geçiş motivasyonunu azaltabilir. Türkiye, bu dengede AB ve Çin ile iş birliğini derinleştirerek kendi enerji güvenliğini güçlendirebilir.