Donald Trump yönetimi döneminde ABD İç Güvenlik Bakanlığı'na bağlı Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza Teşkilatı'nın (ICE), gözaltı merkezlerinde en az 10 açlık grevcisini, mahkeme emirlerini kullanarak zorla beslemeye çalıştığı ortaya çıktı. Guardian'ın incelediği mahkeme kayıtlarına göre, tıbbi prosedürler arasında zorla besleme, damar yoluyla zorla sıvı verilmesi ve rıza dışı kan alınması yer alıyor. Bu uygulamaların, göçmenlerin protesto amacıyla başlattığı açlık grevlerine karşı 'sistematik bir baskı aracı' olarak kullanıldığı belirtiliyor.
Gelişmenin Arka Planı: Göçmenlik Sistemindeki Sert Uygulamalar
Guardian'ın ulaştığı mahkeme belgeleri, ICE'in özellikle 2017-2020 yılları arasında, gözaltındaki göçmenlerin açlık grevine başlaması durumunda mahkemelere başvurarak 'tıbbi müdahale' izni aldığını gösteriyor. Bu izinler, göçmenlerin açlık grevini sürdürme haklarını ihlal eder nitelikte. Uygulamalar, göçmenlerin sağlık ve insan hakları örgütleri tarafından 'işkence' olarak nitelendiriliyor.
Belgelere göre, en az 10 göçmen bu yöntemlerle karşı karşıya kaldı. Bunlardan bazıları, sıvı ve besin alımını reddettikleri için bilinçlerini kaybedene kadar zorla beslenme işlemine tabi tutuldu. Ayrıca, bazı göçmenlerin itirazlarına rağmen zorla kan örnekleri alındı. Bu durum, ABD göçmenlik sistemindeki insan hakları ihlallerine dair ciddi endişeleri artırdı.
Bölgesel ve Küresel Boyut: İnsan Hakları Tartışmaları
Bu uygulamalar, yalnızca ABD'de değil, uluslararası alanda da büyük yankı uyandırdı. Birleşmiş Milletler ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi gibi kuruluşlar, gözaltında zorla beslemenin tıbbi etik ve insan hakları normlarına aykırı olduğunu vurguluyor. Özellikle, açlık grevcilerinin 'bilinçli ve özgür iradeyle' yapılan bir protesto hakkına sahip olduğu, bu tür müdahalelerin ise bu hakkı ihlal ettiği savunuluyor.
Uzmanlar, ICE'in bu uygulamalarının, Trump döneminde göçmenlere yönelik sert politikaların bir parçası olarak görüldüğünü belirtiyor. 'Sıfır tolerans' politikasıyla ailelerin ayrıştırılması, sınır dışı etme kotaları gibi uygulamalarla birlikte değerlendirildiğinde, bu zorla besleme vakalarının, göçmen karşıtı söylemin sistematik bir uzantısı olduğu ifade ediliyor.
Konuyla ilgili açıklama yapan insan hakları avukatları, bu tür uygulamaların hukuki olarak da tartışmalı olduğunu, çünkü mahkemelerin bu tür emirleri verirken 'devlet güvenliği' gibi gerekçelere dayandığını, ancak bunun uluslararası hukuka aykırı olduğunu belirtiyor. Ayrıca, bu emirlerin bazılarının yargıçlar tarafından iptal edildiği, ancak ICE'in buna rağmen başka yollarla benzer uygulamaları sürdürdüğü aktarılıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu olay, doğrudan Türkiye'yi ilgilendirmese de, küresel göç politikaları ve insan hakları bağlamında Türkiye'ye önemli dersler içeriyor. Türkiye, tarihsel olarak göçmen ve mülteci kabul eden bir ülke olarak, göçmenlerin insan haklarının korunmasına yönelik uluslararası standartlara uyumunu sürdürmeli. Ayrıca, ABD'deki bu tür uygulamaların, göçmen karşıtı söylemlerin ve sert politikaların ne kadar ileri gidebileceğini gösterdiği düşünülüyor. Türkiye'nin, göçmenlere yönelik politikalarında bu tür ihlallerin tekrarlanmaması için uluslararası hukuk ve insan hakları normlarını esas alması gerektiği bir kez daha ortaya çıkıyor.