İsrail'in Lübnan'ın güneyine yönelik hava saldırıları sürerken, ABD'nin aracılık ettiği ve dördüncü turu Washington'da yapılan ateşkes müzakerelerine rağmen Hizbullah'ın bölgedeki varlığını koruması, dikkatleri eski ABD Başkanı Donald Trump'ın yaptığı dikkat çekici bir açıklamaya çevirdi. Trump, Hizbullah'ın 'tamamen aşağılandığını' söyleyerek, aslında Netanyahu yönetiminin savaştaki başarısızlığını itiraf etmiş oldu. FRANCE 24'ün Kudüs muhabiri Noga Tarnopolski'ye göre, bu açıklama İsrail toplumunda ve uluslararası kamuoyunda geniş yankı uyandırdı.
Gelişmenin arka planı
İsrail ordusu, Hizbullah'ın İran destekli milis güçlerini püskürtmek için 2006'dan bu yana en yoğun bombardımanı düzenliyor. Ancak Hizbullah'ın roket saldırıları karşısında tam bir askeri üstünlük sağlayamayan İsrail, savaşın gidişatına ilişkin eleştirilerle karşı karşıya. Trump'ın 'Hizbullah'ın tamamen aşağılandığı' yönündeki ifadesi, Netanyahu'nun 'zafer' söylemini zedeledi. Netanyahu, savaşın başında 'Hizbullah'ı yok edeceğiz' demişti; ancak altı aydır devam eden çatışmalar neticesinde Hizbullah'ın askeri kapasitesi tam olarak kırılmış değil. ABD'nin arabuluculuğuyla yürütülen müzakerelerde İsrail, güvenlik önlemleri talep ederken Hizbullah ise Lübnan topraklarından tam çekilmeyi reddediyor.
Bu durum, Netanyahu'nun siyasi kariyerini de tehlikeye atıyor. İsrail'de yapılan son kamuoyu yoklamaları, halkın savaşın yönetiminden memnun olmadığını gösteriyor. Aşırı sağcı koalisyon ortakları ise daha sert tedbirler talep ediyor. Trump'ın Hizbullah'ı küçümseyen sözleri, İsrail'in askeri doktrinini sorgulatırken, 'Netanyahu savaşı kazanamıyor' algısını güçlendiriyor. Bölgede gerilim tırmanırken, sivil kayıplar da artıyor. Birleşmiş Milletler verilerine göre, çatışmalarda 200'den fazla Lübnanlı sivil hayatını kaybetti, yüzbinlerce kişi yerinden edildi.
Bölgesel ve küresel boyut
İsrail-Lübnan çatışması, sadece iki ülke arasında değil, aynı zamanda İran-ABD rekabetinin bir yansıması olarak görülüyor. İran'ın en önemli vekil gücü olan Hizbullah, Tahran'ın bölgesel nüfuzunun kilit taşı. Trump'ın açıklamaları, ABD'nin İsrail'e verdiği desteğin sinyallerini taşıyor olsa da, aslında savaşın yıpratıcı doğasını gözler önüne seriyor. Öte yandan, ABD'nin bölgeden çekilme sinyalleri ve Rusya'nın Ukrayna'ya odaklanması, Ortadoğu'da güç boşluğu yaratıyor. Türkiye, bu boşlukta daha aktif bir rol oynuyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan, İsrail'in Lübnan'a yönelik saldırılarını sert bir dille eleştirirken, Türkiye'nin Lübnan'daki insani yardım çabaları devam ediyor. İsrail'in son saldırıları, Doğu Akdeniz'deki enerji dengelerini de etkiliyor. Lübnan ile İsrail arasındaki deniz yetki alanı ihtilafı, doğal gaz kaynaklarının paylaşımını gündeme getiriyor. Türkiye'nin de Doğu Akdeniz'de çıkarları bulunduğundan, bu çatışma Türkiye'nin enerji güvenliği stratejilerini yakından ilgilendiriyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, İsrail-Lübnan çatışmasında dengeleyici bir aktör olarak öne çıkıyor. İnsani yardımlar ve diplomatik girişimler, Türkiye'nin bölgesel nüfuzunu artırıyor. Çatışmanın tırmanması, Gazze savaşı sonrası Doğu Akdeniz'de gerginliği yeniden alevlendirebilir. Türkiye'nin enerji projeleri, Lübnan kıyılarındaki potansiyel doğal gaz rezervlerine bağlı olarak risk altında. Ayrıca, Hizbullah'ın zayıflaması, İran'ın Lübnan üzerindeki etkisini azaltabilir ve bu, Türkiye'nin Suriye politikasında dolaylı etkiler yaratabilir. Ankara, bir yandan ABD ile ilişkilerini yönetirken diğer yandan İsrail karşıtı söylemleriyle bölgesel pozisyonunu pekiştiriyor.