ABD Yüksek Mahkemesi, eski Başkan Donald Trump'ın Çin menşeli ürünlere uyguladığı Section 301 gümrük vergilerinin hukuki dayanağına ilişkin bir davada kararını açıkladı ancak başkanlık yetkilerinin kapsamına dair en kritik soruları yanıtsız bıraktı. Mahkeme, dar bir teknik konuda taraflardan birinin lehine karar verirken, gümrük vergilerinin anayasaya uygunluğu ve Kongre'nin ticaret yetkisini devredip devredemeyeceği gibi geniş kapsamlı meseleleri ele almadı. Bu durum, gelecekteki başkanların benzer ticari önlemler almasının önünü açık bırakırken, küresel ticaret sisteminde belirsizliği artırıyor.
Davanın Arka Planı ve Mahkeme'nin Yaklaşımı
Dava, Çin'e uygulanan Section 301 tarifelerinin yasallığını sorgulayan Amerikalı ithalatçılar tarafından açılmıştı. İddialarına göre, Trump yönetimi, 1974 Ticaret Kanunu'nun 301. maddesi kapsamında başkana tanınan yetkiyi aşmış ve Kongre'nin ticaret düzenleme yetkisini anayasaya aykırı şekilde kullanmıştı. Yüksek Mahkeme, bu iddiayı doğrudan incelemek yerine, daha dar bir soruyu ele aldı: İthalatçıların dava açma hakkı (standing) olup olmadığı. Mahkeme, ithalatçıların tarifeler nedeniyle doğrudan zarar gördüklerini kabul ederek davayı esastan görmeye devam etti, ancak yetki devri konusunda herhangi bir hüküm vermedi.
Uzmanlara göre, Mahkeme'nin bu tutumu, başkanlık yetkilerinin sınırları konusunda uzun süredir devam eden bir tartışmayı çözümsüz bırakıyor. Anayasa hukukçuları, Kongre'nin ticaret vergileri koyma yetkisini başkana geniş çapta devretmesinin, kuvvetler ayrılığı ilkesini zedelediğini savunuyor. Ancak Mahkeme, bu hassas konuda karar vermekten kaçınarak, siyasi organlara alan bırakmayı tercih etmiş görünüyor.
Küresel Ticaret Sistemi İçin Anlamı
Mahkeme'nin kararı, sadece ABD iç hukuku açısından değil, küresel ticaret sistemi için de önemli sonuçlar doğuruyor. Section 301 tarifeleri, ABD'nin Çin'e yönelik ticaret savaşının temel araçlarından biriydi ve bu araç, Dünya Ticaret Örgütü (DTÖ) kurallarına aykırı bulunmuştu. Karar, ABD'nin DTÖ kararlarına rağmen tek taraflı ticari önlemler almaya devam edebileceği anlamına geliyor. Bu durum, çok taraflı ticaret sisteminin otoritesini zayıflatırken, diğer ülkelerin de benzer yollara başvurmasını teşvik edebilir.
Öte yandan, Mahkeme'nin yetki devri konusunda sessiz kalması, gelecekteki başkanların ticaret politikasını daha da agresif bir şekilde kullanmasının önünü açıyor. Özellikle Çin, Avrupa Birliği ve diğer büyük ticaret ortakları, ABD'nin bu belirsizliği fırsata çevirerek yeni tarifeler uygulayabileceği endişesini taşıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
ABD Yüksek Mahkemesi'nin bu kararı, Türkiye ekonomisi için de dolaylı riskler barındırıyor. Türkiye, ABD ile ticaretinde zaman zaman benzer tek taraflı önlemlerle karşı karşıya kalmıştır (örneğin, 2018'deki çelik ve alüminyum tarifeleri). Mahkeme'nin başkanlık yetkilerini sınırlamaması, ABD başkanlarının Türkiye'ye karşı da ulusal güvenlik veya ticaret kanunlarına dayanarak yeni tarifeler uygulama olasılığını canlı tutuyor. Ayrıca, küresel ticaret sisteminin zayıflaması, Türkiye gibi ihracata dayalı büyüyen ekonomiler için öngörülemezlik yaratıyor. Ankara, DTÖ merkezli çok taraflı ticareti savunarak, bu tür tek taraflı eylemlerin caydırılması için diplomatik girişimlerini artırmalıdır.