ABD Başkanı Donald Trump’ın ikinci dönemi, ticaret politikasının merkezine yerleştirdiği gümrük vergileriyle tanımlandı. Ancak ekonomistler ve ticaret uzmanları, bu vergilerin ülke içi üretimi artırma hedefinde ne kadar etkili olduğunu sorguluyor. Trump yönetimi, çelik ve alüminyum başta olmak üzere birçok sektörde ithalata yüksek vergiler getirirken, uzmanlar bu politikaların Amerikan imalatını canlandırmak yerine tüketici maliyetlerini artırabileceği ve küresel tedarik zincirlerini bozabileceği görüşünde.
Gelişmenin Arka Planı
Trump, 2024 başkanlık seçimlerinde “Amerika’yı yeniden inşa etme” ve “işleri geri getirme” vaadiyle ikinci kez Beyaz Saray’a çıktı. Göreve başlar başlamaz, önceki dönemde de uyguladığı tarife politikalarını genişleterek Çin, Avrupa Birliği ve diğer ticari ortaklara yeni vergiler duyurdu. Özellikle çelik, alüminyum ve otomobil sektörlerinde ithalat vergileri yüzde 25’e kadar yükseltildi. Yönetim, bu adımların Amerikan üreticilerini koruyarak yerli üretimi artıracağını ve dışa bağımlılığı azaltacağını savunuyor.
Ancak uzmanlar, tarifelerin geçmişte de istenen sonuçları vermediğini hatırlatıyor. 2018’de Trump’ın ilk döneminde uygulanan tarifeler sonrası ABD’de çelik üretiminde geçici bir artış görülse de bu artışın kalıcı olmadığı ve sektörün küresel rekabette zorlandığı belirtiliyor. Peterson Uluslararası Ekonomi Enstitüsü’nün analizlerine göre, tarifeler nedeniyle ABD’de imalat işlerinde net bir artış yaşanmadı; aksine bazı sektörlerde ithalat maliyetlerinin yükselmesi, istihdam kaybına neden oldu.
Tarifelerin asıl etkisi tüketicilere yansıyan fiyat artışları olarak görülüyor. Birçok Amerikan şirketi, ithal girdilerin maliyetinin arttığını ve bu durumun nihai ürün fiyatlarına yansıdığını açıkladı. Özellikle elektronik, beyaz eşya ve otomotiv sektörlerinde fiyatların yüzde 10-15 oranında arttığı tahmin ediliyor. Uzmanlar, bu durumun enflasyonu yeniden tetikleyebileceği ve Federal Rezerv’in faiz politikalarını zorlaştırabileceği konusunda uyarıyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Trump’ın tarifeleri, sadece ABD ekonomisini değil, küresel ticaret sistemini de etkiliyor. Dünya Ticaret Örgütü (DTÖ) kurallarına aykırı olduğu gerekçesiyle birçok ülke ABD’ye karşı misilleme tarifeleri uyguluyor. ABD ile Çin arasındaki ticaret savaşı iki yılı aşkın süredir devam ederken, son dönemde Avrupa Birliği de ABD ürünlerine ek vergiler getirmeye başladı. Bu karşılıklı tarife artışları, küresel ticaret hacminin daralmasına ve tedarik zincirlerinin yeniden yapılandırılmasına yol açıyor.
Uzmanlara göre, tarifelerin üretim üzerindeki etkisi sınırlı kalırken, uluslararası ticarette belirsizliği artırıyor ve yatırımların ertelenmesine neden oluyor. Küresel yatırım bankalarının raporları, ABD’deki imalat yatırımlarının tarifelerden önceki seviyelerin altında kaldığını gösteriyor. Ayrıca, Amerikan şirketleri üretimlerini Çin dışındaki ülkelere (örneğin Vietnam, Meksika) kaydırarak tarifelerin etkisinden kaçınmaya çalışıyor. Bu durum, Amerikan üretimini artırma hedefinin aksine, üretimin başka ülkelere kaymasına yol açıyor.
Tarifelerin bir diğer olumsuz etkisi de jeopolitik gerilimi artırması. ABD’nin müttefiklerine bile tarife uygulaması, transatlantik ilişkilerde gerginliklere neden oldu. Almanya Başbakanı ve Fransa Cumhurbaşkanı, Avrupa’nın ABD’ye bağımlılığını azaltması gerektiğini savunarak daha fazla ekonomik entegrasyon çağrısı yapıyor. Bu durum, AB’nin stratejik özerklik kavramını güçlendiriyor ve ABD ile Avrupa arasındaki ticari bağları zayıflatıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
ABD’nin tarife politikaları Türkiye’yi doğrudan etkilemese de dolaylı etkileri önemli. Türkiye, ABD ile ticaretinde özellikle çelik ve otomotiv sektörlerinde tarifelerle karşı karşıya kaldı. 2018’de ABD’nin Türk çeliğine uyguladığı tarifeler, sektörü olumsuz etkilemişti. Trump yönetiminin yeniden agresif tarife politikaları izlemesi, Türk ihracatçılarının ABD pazarında rekabet gücünü zayıflatabilir. Öte yandan, ABD-Çin ticaret savaşı devam ederse Türkiye, Çin’den ABD’ye yönelen ticaretin bir kısmını çekmek için fırsatlar bulabilir. Uzmanlar, Türkiye’nin bu dönemde üretim üssü olarak öne çıkabileceğini ancak bunun için ticaret anlaşmalarını güçlendirmesi ve yatırım ortamını iyileştirmesi gerektiğini vurguluyor.