ABD Başkanı Donald Trump, Cuma günü imzaladığı yürütme emriyle İçişleri Bakanlığı'na gri kurtların Nesli Tükenmekte Olan Türler Yasası kapsamındaki koruma statüsünün kaldırılmasını değerlendirme talimatı verdi. Bakanlığa karar için üç ay süre tanındı. Emir, federal koruma statüsünün kaldırılması halinde kurt avının yeniden serbest kalabileceği anlamına geliyor. Karar, çevre örgütleri ve hayvan hakları savunucuları tarafından endişeyle karşılandı.
Koruma statüsünün arka planı ve yasal süreç
Gri kurtlar, 1970'lerde ABD'de nesli tükenme tehlikesiyle karşı karşıyaydı ve 1974'te Nesli Tükenmekte Olan Türler Yasası kapsamına alındı. O dönemde ülke genelinde yalnızca birkaç yüz kurt kalmıştı; özellikle Büyük Göller ve Kuzey Kayalık Dağlar bölgelerinde popülasyonlar ciddi şekilde azalmıştı. Koruma çabaları sayesinde kurt sayısı bugün Büyük Göller'de 4.000'in üzerine, Kuzey Kayalık Dağlar'da ise 1.500'ün üzerine çıktı. Ancak çiftçiler ve hayvancılıkla uğraşanlar, kurtların sürülerine saldırdığını ve geçim kaynaklarını tehdit ettiğini belirterek koruma statüsünün kaldırılmasını uzun süredir talep ediyor. Trump yönetimi, bu talepleri dikkate alarak ve federal düzenlemeleri gözden geçirerek süreci hızlandırmak istiyor. Yürütme emri, İçişleri Bakanlığı'na sadece değerlendirme yapma yetkisi veriyor; nihai karar için bilimsel veriler ve kamuoyu görüşleri de dikkate alınacak. Bakanlık, üç ay içinde bir rapor sunacak ve ardından resmi süreç başlayacak. Bu süreçte, kurtların bulunduğu eyaletlerdeki balık ve yaban hayatı daireleri de görüş bildirecek. Karar, federal koruma statüsünün kaldırılması durumunda eyaletlere av düzenleme yetkisi verecek; bu da bazı eyaletlerde kurt avına izin verilmesi anlamına geliyor.
Bölgesel ve küresel boyut
Gri kurtlar, yalnızca ABD'de değil, Kuzey Amerika'nın büyük bir bölümünde ve Avrasya'da da yaşıyor. ABD'deki karar, küresel biyoçeşitlilik politikalarını da etkileyebilir. Avrupa'da da benzer tartışmalar yaşanıyor; Avrupa Birliği, kurt koruma statüsünü gevşetmeyi tartışıyor. Almanya, Fransa ve İtalya gibi ülkelerde kurt popülasyonlarının artması, çiftçilerle çevreciler arasında gerilime yol açıyor. AB, geçen yıl kurtların koruma statüsünü 'kesin koruma'dan 'koruma'ya düşürmeyi önermişti. Bu adım, ABD'deki hamleyle paralellik gösteriyor. Bilim insanları, kurtların ekosistem için kritik öneme sahip olduğunu vurguluyor; özellikle geyik ve elk popülasyonlarını kontrol ederek ormanların ve nehirlerin sağlığını koruyorlar. Yellowstone Milli Parkı'nda 1995'te kurtların yeniden yerleştirilmesi, nehir kıyısı bitki örtüsünün canlanmasına ve hatta nehir yataklarının değişmesine yol açmıştı. Koruma statüsünün kaldırılması, bu dengeyi bozabilir. Öte yandan, avcılık ve hayvancılık lobileri, kurt popülasyonlarının artık güvende olduğunu ve yönetimin eyaletlere bırakılması gerektiğini savunuyor. Karar, Trump yönetiminin çevre düzenlemelerini geri alma yönündeki genel politikasının bir parçası olarak görülüyor. Geçmişte de benzer girişimler olmuş, ancak mahkemeler tarafından durdurulmuştu. 2020'de Trump yönetimi gri kurtları listeden çıkarmış, ancak 2022'de bir federal mahkeme bu kararı iptal etmişti. Şimdi yeni bir süreç başlatılıyor. Çevre örgütleri, kararın bilimsel gerçekleri hiçe saydığını ve ekosistemi tehdit ettiğini belirterek yasal mücadele başlatacaklarını duyurdu.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye'de kurt, yaban hayatının önemli bir parçası ve sembolik bir tür. Türkiye, Bern Sözleşmesi ve CITES gibi uluslararası anlaşmalarla kurtları koruma altına almış durumda. ABD'deki bu gelişme, Türkiye'deki koruma çabalarını doğrudan etkilemese de küresel biyoçeşitlilik politikalarında bir geri adım olarak yorumlanabilir. Türkiye, son yıllarda yaban hayatı koruma alanında önemli adımlar attı; özellikle millî parklar ve koruma alanları genişletildi. Ancak kurt popülasyonları, özellikle Doğu Anadolu'da çiftçilerle çatışma potansiyeli taşıyor. ABD'nin kararı, Türkiye'deki benzer tartışmaları alevlendirebilir ve koruma statülerinin gözden geçirilmesi yönünde baskı oluşturabilir. Ayrıca, Türkiye'nin uluslararası çevre müzakerelerindeki tutumu, AB ve ABD ile uyumlu olup olmaması açısından önem taşıyor. Bu karar, Türkiye'nin biyoçeşitlilik politikalarını gözden geçirmesi için bir fırsat olabilir; bilimsel verilere dayalı, sürdürülebilir bir yönetim modeli benimsenmeli.