ABD Başkanı Donald Trump, ikinci döneminde dış politikada 'gerçekötesi' (farcepolitik) bir yaklaşımı benimseyerek, ülkesini yenilgilerle yüzleşmekten alıkoyan bir strateji izliyor. Bu durum, Amerika'nın küresel güç dengelerindeki konumunu sorgulamaya açıyor. Washington, özellikle Ukrayna savaşı, Çin ile ticaret savaşı ve Orta Doğu'daki krizlerde, somut gerçeklerden ziyade kendi yarattığı alternatif bir gerçeklikte hareket ediyor. Bu politikanın sürdürülebilirliği, hem ABD'nin müttefikleri hem de rakipleri tarafından yakından izleniyor.
Gerçekötesi Siyasetin Yükselişi
Trump yönetimi, ülkedeki birçok soruna karşı 'inkar' stratejisi uyguluyor. Örneğin, Ukrayna'daki savaşı 'bitti' ilan ederek fiili durumu yok sayıyor. Biden yönetiminin sağladığı milyarlarca dolarlık desteği kesme tehdidinde bulunuyor ve Ukrayna'nın topraklarını geri alamayacağını kabul etmek yerine, Moskova lehine bir anlaşmaya zorluyor. Bu, Amerikan dış politikasında geleneksel realizmin yerini sanrılı bir iyimserliğe bıraktığının göstergesi. Aynı yaklaşım, Çin'e uygulanan gümrük tarifelerinde de görülüyor: tarifeler Çin ekonomisini çökertmemiş olsa da Beyaz Saray, bunun bir zafer olduğunu iddia ediyor.
Aslında tarih, kendini kandırmanın devletler için uzun vadeli sonuçlarını gösteriyor. Osmanlı İmparatorluğu'nun son döneminde 'hasta adam' metaforuyla gerçekleri görmezden gelmesi, Sovyetler Birliği'nin ekonomik çöküşünü inkâr etmesi, birçok imparatorluğun çöküşünde benzer kalıplar sergiledi. ABD de bu 'yenilgiyi kabul etmeme' kervanına katılmış durumda. Biden döneminde 'Amerika'nın dönüşü' söylemi ile küresel liderlik yeniden tesis edilmeye çalışılırken, Trump bu mirası gerçeküstü bir anlatıya dönüştürüyor.
Küresel Yansımalar ve Bölgesel Dengeler
ABD'nin bu tutumu, müttefikleri arasında endişe yaratıyor. Avrupa, özellikle NATO'nun doğu kanadı, Washington'un güvenilirliğini sorgulamaya başladı. Almanya ve Fransa, savunma harcamalarını artırarak ABD'ye olan bağımlılığı azaltma yoluna giderken, Polonya ve Baltık ülkeleri ise daha temkinli bir bekleyiş içinde. Çin ise ABD'nin bu içe dönük ve gerçeklikten kopuk politikasından yararlanarak, Güney Çin Denizi'ndeki etkinliğini artırıyor ve Küresel Güney'de nüfuzunu genişletiyor. Orta Doğu'da ise İran ve Rusya, ABD'nin bölgeden çekilme sinyallerini kendi lehine kullanmaya çalışıyor. Suudi Arabistan ve BAE gibi geleneksel müttefikler, Washington'un krizlere yaklaşımındaki keyfiliği eleştiriyor ve Çin ile bağlarını derinleştiriyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
ABD'nin 'gerçekötesi' dış politikası, Türkiye'nin bölgesel stratejileri için hem risk hem de fırsat barındırıyor. Washington'un Ukrayna konusunda Moskova lehine bir anlaşmaya zorlaması, Karadeniz güvenliği ve kriz yönetiminde Ankara'nın manevra alanını daraltabilir. Ancak ABD'nin Suriye'deki varlığının geleceğine dair belirsizlikler, Türkiye'nin PKK/YPG ile mücadelesinde daha bağımsız hareket etmesine olanak tanıyabilir. S-400 krizinde olduğu gibi, Türkiye-ABD ilişkileri zaten gerilimliyken, Trump'ın öngörülemez tutumu, mevcut sorunlara bir yenisini daha ekleyebilir. Öte yandan, ABD'nin kendini kandırması, Türkiye'nin Rusya ve Çin ile dengeli ilişkiler yürütme stratejisini güçlendirebilir. Ankara, bu boşlukta kendi çıkarlarını maksimize etmek için pragmatik adımlar atmalıdır.