ABD yönetimi, Gazze için kapsamlı bir barış planını hayata geçirmek amacıyla diplomatik girişimlerini yoğunlaştırıyor. Bu kapsamda ABD Başkanı Donald Trump'ın damadı ve Orta Doğu danışmanı Jared Kushner, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile görüşmek üzere Tel Aviv'e gidiyor. Görüşmede, Trump yönetiminin uzun süredir üzerinde çalıştığı ve 'Yüzyılın Anlaşması' olarak adlandırılan planın ana hatlarının Netanyahu'ya sunulması ve onun desteğinin alınması bekleniyor.
Netanyahu'nun siyasi geleceği söz konusu
Netanyahu, İsrail'de koronavirüs salgınının yol açtığı ekonomik kriz ve yolsuzluk suçlamalarıyla ilgili devam eden davalar nedeniyle siyasi olarak zor bir dönemden geçiyor. Ülke, Mart ayında yapılan ve 12. kez tekrarlanan seçimlerin ardından hâlâ istikrarlı bir hükümet kuramadı. Netanyahu'nun başbakanlık koltuğunu koruyabilmesi için Trump'ın planını kabul etmesi ve sağcı koalisyon ortaklarının desteğini alması gerekiyor. Ancak planın, Batı Şeria'daki bazı yerleşim birimlerini İsrail'e ilhak etme fikrini içerdiği ve Filistinlilere sınırlı bir devlet vaat ettiği iddia ediliyor. Bu durum, Filistin yönetiminin ve Arap ülkelerinin sert tepkisine yol açabilir.
Kushner'ın ziyareti, planın uygulanabilirliği açısından kritik bir test niteliği taşıyor. Netanyahu'nun, özellikle aşırı sağcı koalisyon ortaklarının ilhak talepleri ile uluslararası toplumun baskıları arasında denge kurması gerekecek. İsrail'de yapılan son anketler, Netanyahu'nun partisi Likud'un desteğinin düştüğünü ve alternatif bir koalisyon hükümetinin kurulma ihtimalinin güçlendiğini gösteriyor. Bu nedenle Netanyahu, hem iç siyasette hem de uluslararası arenada büyük bir risk alarak Trump'ın planına destek vermek zorunda kalabilir.
Bölgesel ve küresel boyut
Trump'ın Gazze planı, yalnızca İsrail-Filistin çatışmasını etkilemekle kalmıyor; aynı zamanda bölgesel güç dengelerini de yeniden şekillendiriyor. Özellikle İran, Türkiye, Mısır, Ürdün ve Suudi Arabistan gibi ülkeler, planın bölgesel istikrara etkilerini yakından izliyor. ABD'nin İran'a yönelik maksimum baskı politikası ve İsrail'in İran'ın Suriye'deki varlığına karşı operasyonları, Orta Doğu'da yeni bir gerginlik dalgası yaratıyor. Kushner'ın ziyareti, aynı zamanda Körfez ülkeleriyle İsrail arasında normalleşme anlaşmalarının genişletilmesi çabalarının bir parçası olarak görülüyor. Bahreyn ve BAE ile imzalanan İbrahim Anlaşmaları'nın ardından Suudi Arabistan'ın da sürece dahil edilmesi bekleniyor. Ancak Filistin meselesinin çözülmemesi, bu normalleşme sürecinin önündeki en büyük engel olmaya devam ediyor.
Öte yandan, Avrupa Birliği ve Rusya gibi uluslararası aktörler, planın tek taraflı ilhak içermesi halinde bunu tanımayacaklarını açıkça ifade etti. Birleşmiş Milletler, uluslararası hukuka aykırı olduğu gerekçesiyle ilhakı kınayan kararlar aldı. Bu durum, ABD'nin müttefikleriyle bile diplomatik krizlere yol açabilir. Ayrıca, Gazze'nin yeniden inşası için uluslararası bağışçı konferanslarının düzenlenmesi planlanıyor; ancak bu konferansların başarısı, siyasi bir çözümün kabul edilmesine bağlı. Trump'ın planı, Filistinlilere ekonomik imtiyazlar sunmayı öngörüyor; ancak siyasi statükonun değişmemesi durumunda bu ekonomik vaatlerin gerçekçi olup olmadığı tartışılıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Trump'ın Gazze planını ve özellikle Batı Şeria'nın ilhakını açıkça reddediyor. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, birçok kez Kudüs'ün ve Filistin topraklarının korunması gerektiğini vurguladı ve İsrail'i uluslararası hukuku ihlal etmekle suçladı. Bu plan, Türkiye'nin Filistin davasına verdiği desteği ve bölgedeki arabuluculuk rolünü daha da ön plana çıkarabilir. Ayrıca, Türkiye'nin Doğu Akdeniz'deki enerji politikaları ve Mısır ile yaşadığı gerilimler göz önüne alındığında, İsrail-Arap normalleşmesi Türkiye'yi bu ittifakın dışında bırakabilir. Bu nedenle Türkiye, hem Filistin halkının yanında yer alarak hem de bölgesel denklemde kendi çıkarlarını koruyarak denge politikası izlemek durumunda.