ABD Başkanı Donald Trump'ın geçtiğimiz hafta duyurduğu Gazze barış planı, tarafların uygulama aşamasındaki lojistik detaylar üzerinde anlaşmazlığa düşmesiyle birlikte tıkanma noktasına geldi. Trump, planın 'büyük bir atılım' olduğunu iddia etmişti; ancak savaşın sona erdirilmesi ve kalıcı bir çözüm için gerekli adımların atılması, taraflar arasındaki derin güven bunalımı ve pratik engeller nedeniyle şimdiden zorlu bir sürece işaret ediyor.
Planın Arka Planı ve Temel Unsurları
Trump'ın açıkladığı plan, ateşkesin sağlanması, esir takası, insani yardım koridorlarının açılması ve nihayetinde iki devletli çözüm çerçevesinde kalıcı bir siyasi sürecin başlatılmasını öngörüyor. Ancak planın uygulanabilirliği, tarafların kabul ettiği ancak ayrıntılarında mutabık kalamadığı bir dizi lojistik adıma bağlı.
İlk olarak, esir takasının nasıl yapılacağı, hangi esirlerin hangi sırayla serbest bırakılacağı ve tarafların güvenliğinin nasıl sağlanacağı gibi konular masada. Hamas'ın elindeki İsrailli rehineler ile İsrail hapishanelerindeki Filistinli tutukluların değişimi, altına imza atılan ancak uygulaması zorlu bir süreç olarak öne çıkıyor. Özellikle kimin 'güvenli' bölgelerde kalacağı, askerlerin nereden çekileceği ve sivil halkın hareketliliği gibi konular üzerinde taraflar arasında ciddi görüş ayrılıkları bulunuyor.
Ayrıca, Gazze'ye insani yardım ulaştırılması için güvenli koridorların oluşturulması planlanıyor. Ancak bu koridorların kontrolü ve denetimi konusu henüz netleşmiş değil. BM ve uluslararası kuruluşların mı, yoksa bölgesel aktörlerin mi bu koridorları yöneteceği belirsiz. Bu belirsizlik, yardımların zamanında ve etkin şekilde ulaşmasını engelleyebilir.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Planın akıbeti, yalnızca Gazze'deki durumu değil, aynı zamanda Orta Doğu'nun genel istikrarını da yakından ilgilendiriyor. Mısır ve Katar'ın arabuluculuk çabaları, planın uygulanmasında kritik bir rol oynuyor. Ancak bölgesel güçlerin farklı çıkarları, sürecin yönetilmesini zorlaştırıyor. Mısır, Gazze sınırındaki güvenliği ve Filistin davasına bağlılığını vurgularken; Katar, finansal destek ve siyasi kanallardaki etkisini kullanmaya çalışıyor.
ABD'nin bu süreçte tek taraflı adım atma riski, uluslararası toplumda endişe yaratıyor. Özellikle İsrail'in güvenlik endişeleri ile Filistin'in devlet talepleri arasındaki dengeyi gözetmek, ABD için giderek zorlaşıyor. Ayrıca, İran'ın bölgedeki nüfuzu ve Hamas'a verdiği destek, planın başarısız olması durumunda geniş çaplı bir çatışma riskini artırabilir. Bu nedenle, planın tıkanması, sadece iki taraf arasındaki müzakerelerin değil, bölgesel güç dengelerinin de yeniden şekillenmesine yol açabilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Gazze'deki gelişmeleri yakından takip ediyor ve iki devletli çözümü savunan bir tutum sergiliyor. Türkiye'nin, Hamas ile kurduğu siyasi diyalog ve Filistin davasına verdiği destek, sürecin taraflarından biri olan Filistin tarafını etkileyebilir. Ayrıca Doğu Akdeniz'deki enerji kaynakları ve bölgesel istikrar açısından Gazze'deki krizin sona ermesi, Türkiye'nin ulusal güvenlik çıkarlarına hizmet edecektir. Bu yüzden Türkiye, planın uygulanabilirliği için arabuluculuk yapan ülkelerle iş birliği yapabilir ve ateşkesin kalıcı hale gelmesi için diplomatik girişimlerde bulunabilir. Ancak planın başarısız olması durumunda, bölgesel çatışmaların artması ve göç dalgalarının Türkiye'yi etkilemesi muhtemeldir.