ABD Başkanı Donald Trump, Federal Rezerv (Fed) Başkanı Jerome Powell ve ekibini ‘düşmanca’ olmakla suçlayarak yeni bir faiz tartışması başlattı. Trump, özellikle Fed’in faiz indirimlerine yanaşmamasını eleştirirken, ulusal güvenlik danışmanı olarak görev yapan Kevin Warsh’ın faiz oranları konusunda “gerekli olanı yapacağını” söyledi. Başkan, ayrıca daha önce de hedef gösterdiği Fed üyesi Lisa Cook’u görevden alma konusundaki kararlılığını yineleyerek, “Ona güvenmiyorum” ifadelerini kullandı. Bu açıklamalar, Fed’in bağımsızlığına yönelik en sert müdahale girişimlerinden biri olarak değerlendiriliyor.
Gelişmenin arka planı: Fed ve Beyaz Saray arasındaki gerilim
Trump’ın Fed’e yönelik eleştirileri yeni değil. Başkan, özellikle 2018-2019 döneminde faiz artırımlarına şiddetle karşı çıkmış ve Powell’ı ‘Amerika’nın düşmanı’ olarak nitelendirmişti. Şimdi ise benzer bir söylemle, bu kez Lisa Cook üzerinden Fed’e baskı yapmayı sürdürüyor. Cook, 2022’de Biden tarafından atanmış ve enflasyonla mücadelede daha şahin bir tutum sergilemesiyle tanınıyor. Trump’ın Cook’u hedef alması, aslında Fed’in para politikası duruşuna duyduğu öfkenin bir yansıması. Başkan, ekonominin canlanması için düşük faiz oranlarının şart olduğunu savunuyor; ancak Fed, enflasyonun henüz kontrol altına alınamadığını ve faiz indirimleri için erken olduğunu belirtiyor.
Trump’ın “Warsh faizlerde gerekli olanı yapacak” sözü, Beyaz Saray’ın Fed üzerinde dolaylı bir etki kurma çabası olarak yorumlanıyor. Warsh, Trump döneminde Fed yönetim kurulunda yer almış ancak Powell’ın başkanlığına aday olmamıştı. Şu anda Trump’ın yakın danışmanları arasında yer alan Warsh, piyasalar tarafından “piyasa dostu” olarak görülüyor. Ancak Fed’in bağımsızlığına yönelik bu tür imalar, ekonomistler arasında tedirginlik yaratıyor. Zira bir merkez bankasının siyasi baskı altında karar alması, uzun vadede enflasyon beklentilerini bozabilir ve doların istikrarını tehdit edebilir.
Bölgesel ve küresel boyut: Fed’in bağımsızlığı tehlike altında mı?
Trump’ın bu çıkışı, sadece ABD iç siyasetiyle sınırlı kalmıyor. Fed, küresel finans sisteminin en önemli aktörlerinden biri olduğu için, bağımsızlığına yönelik her tehdit dünya genelinde dalga etkisi yaratıyor. Gelişmekte olan ülkeler, Fed’in faiz kararlarına bağlı olarak sermaye akışlarında ciddi dalgalanmalar yaşıyor. Trump’ın faiz indirimi talebi, gelişmekte olan ülkelere yönelik yatırımcı ilgisini artırabilir; ancak Fed’in kredibilitesinin zarar görmesi, uzun vadede dolar bazlı finansal istikrarsızlık riskini de beraberinde getiriyor. Avrupa Merkez Bankası ve diğer büyük merkez bankaları da Fed’in bağımsızlığını korumasına büyük önem veriyor. Trump’ın bu hamlesi, aslında küresel merkez bankacılığı normlarına yönelik bir meydan okuma olarak değerlendiriliyor.
Öte yandan, Trump’ın Cook’u görevden alma girişimi yasal olarak tartışmalı. ABD yasaları, Fed üyelerinin ancak “yetersizlik” veya “görevi kötüye kullanma” gibi gerekçelerle azledilebileceğini öngörüyor. Trump’ın Cook’a yönelik suçlamaları ise siyasi nedenlere dayanıyor. Uzmanlar, bu tür bir azlin mahkemeye taşınması halinde Trump’ın kaybetme ihtimalinin yüksek olduğunu belirtiyor. Yine de, Başkan’ın bu tehditleri, Fed üyelerinin kararlarını etkileyebilir ve piyasalarda belirsizlik yaratabilir. Son dönemde ABD’de büyüme verilerinin beklentilerin altında kalması ve enflasyonun yavaşlaması, Fed’in faiz indirimi için alan yaratıyor; ancak Trump’ın baskısı bu süreci hızlandırabilir veya tersine, Fed’in daha temkinli olmasına yol açabilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Fed'in faiz politikalarına son derece duyarlı bir ekonomi. Trump'ın Fed üzerinde faiz indirimi baskısı kurması, kısa vadede gelişmekte olan ülkelere sermaye akışını artırabilir ve Türkiye'nin dış finansman koşullarını iyileştirebilir. Ancak Fed'in bağımsızlığının sorgulanması, uzun vadede doların değer kaybetmesine ve Türkiye gibi dolar borcu yüksek ülkeler için borç yükünün azalmasına yol açabilir. Öte yandan, bu belirsizlik ortamı Türk lirasında oynaklığı artırabilir. Türkiye'nin merkez bankası bağımsızlığı konusundaki hassasiyeti, benzer siyasi müdahale risklerini hatırlatıyor. Bu gelişme, küresel merkez bankacılığı normlarının zayıflaması durumunda Türkiye'nin de etkileneceği bir sürecin habercisi olabilir.