Amerika Birleşik Devletleri'nde siyasi analistler, Donald Trump'ın Cumhuriyetçi Parti içindeki nüfuzunun, 2026 yılı boyunca yaşanan bir dizi başarısız ön seçim desteği ve zayıf anket sonuçlarının ardından belirgin bir şekilde azalmakta olduğunu öne sürüyor. Eski Başkan'ın parti üzerindeki hakimiyetinin sorgulanmaya başlaması, Amerikan siyasetinde yeni bir dönemin habercisi olarak yorumlanıyor. Trump'ın aday gösterdiği isimlerin ön seçimlerde art arda yenilgi alması ve genel seçim anketlerinde Demokrat rakiplerinin gerisinde kalan adayların partiyi zor durumda bırakması, Cumhuriyetçi tabanda da rahatsızlık yaratıyor.
Gelişmenin Arka Planı
Donald Trump, 2016'daki sürpriz başkanlık zaferinden bu yana Cumhuriyetçi Parti'nin tartışmasız lideri konumundaydı. Ancak 2024 seçimlerindeki yenilgisinin ardından, parti içindeki etkisini korumak için yoğun çaba sarf etti. 2026 ara seçimleri, Trump'ın desteğinin gerçek bir testi haline geldi. Eski başkan, birçok eyalette ön seçimlerde kendi sadık isimlerini destekledi. Ancak sonuçlar, seçmenlerin Trump'ın tercihlerine eskisi kadar itibar etmediğini gösteriyor. Örneğin, Ohio ve Georgia gibi kritik eyaletlerde Trump'ın desteklediği adaylar, daha ılımlı Cumhuriyetçi rakiplerine karşı açık farkla kaybetti. Bu durum, partinin geleceği konusunda ciddi tartışmalara yol açtı.
Anket verileri de Trump'ın popülaritesindeki düşüşü doğruluyor. Gallup ve Pew Araştırma Merkezi'nin son anketlerine göre, Cumhuriyetçi seçmenlerin yalnızca %54'ü Trump'ı hâlâ olumlu değerlendiriyor; bu oran 2021'de %80'in üzerindeydi. Aynı anketler, partililerin üçte birinin artık partinin geleceğinin Trump olmadan şekillenmesini istediğini gösteriyor. Bu eğilim, özellikle genç ve eğitimli Cumhuriyetçiler arasında daha belirgin. Partinin kurumsal kanadı, Florida Valisi Ron DeSantis ve eski Başkan Yardımcısı Mike Pence gibi isimlerin öne çıkmaya başlamasıyla, Trump sonrası bir döneme hazırlanıyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Trump'ın etkisinin azalması, yalnızca ABD iç siyasetini değil, küresel dengeleri de yakından ilgilendiriyor. Trump döneminde uygulanan agresif ticaret politikaları, Avrupa ve Asya'daki müttefiklerle yaşanan gerginlikler ve uluslararası anlaşmalardan çekilme kararları, dünya genelinde yankı uyandırmıştı. Şimdi, ABD'nin dış politikasında geleneksel ittifaklara dönüş sinyalleri görülüyor. Biden yönetiminin ardından gelecek olası bir Cumhuriyetçi yönetim, eğer Trump etkisinden arınırsa, NATO ve Paris İklim Anlaşması gibi çok taraflı yapılara yeniden angaje olabilir. Bu durum, özellikle Avrupa Birliği ve Çin ile ilişkilerde yeni bir denge arayışını beraberinde getirebilir.
Öte yandan, Trump'ın düşüşü, popülist dalganın küresel ölçekte gerilemesi anlamına da gelebilir. Brezilya, Macaristan ve Hindistan gibi ülkelerdeki benzer hareketler üzerinde cesaret verici bir etki yaratabilir. Ancak analistler, Trump'ın siyasi kariyerinin henüz sona ermediğini, 2028 başkanlık yarışı için yeniden aday olabileceğini ve partinin tamamen yeni bir yöne evrilmesinin zaman alacağını vurguluyor. Yine de, 2026 ara seçim sonuçlarının, Amerikan siyasetinde bir dönüm noktası olduğu konusunda geniş bir mutabakat bulunuyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Trump'ın siyasi gücünün azalması, Türk-Amerikan ilişkileri açısından hem riskler hem de fırsatlar barındırıyor. Trump döneminde Türkiye'ye yönelik yaptırım tehditleri ve S-400 krizi nedeniyle yaşanan gerilimler, yerini daha öngörülebilir bir diyalog ortamına bırakabilir. Ancak ABD'deki siyasi belirsizlik, Kongre'deki Ermeni yanlısı ve Yunan yanlısı grupların etkisini artırabilir; bu da Türkiye aleyhine kararların çıkmasını kolaylaştırabilir. Öte yandan, Türkiye'nin NATO içindeki konumu ve savunma sanayisindeki ilerlemeleri, ABD ile ilişkilerde güçlü bir pazarlık zemini oluşturuyor. Küresel ölçekte ise, Trump sonrası olası bir yumuşama, enerji ticaretinde ve bölgesel krizlerin yönetiminde Türkiye'ye yeni manevra alanları açabilir.