ABD Çalışma Bakanlığı’nın (DOL) geçici başkanı Keith Sonderling, 53 eyalet ve ABD topraklarına gönderdiği mektuplarda, işsizlik sigortası programlarında “israf, dolandırıcılık ve suistimalle” mücadele etmelerini talep etti. Sonderling, aksi takdirde tarihte ilk kez eyaletlere tahsis edilen idari fonların kesileceği tehdidini savurdu. Ancak mektuplarda söz konusu iddiaları destekleyen somut bir veri, rapor veya analiz sunulmadı. Bu durum, Trump yönetiminin federal devlet yapısını zayıflatma ve eyaletleri siyasi baskı altına alma politikalarının yeni bir örneği olarak yorumlandı.
İddiaların temelsizliği ve siyasi boyutu
Sonderling’in mektuplarında, eyaletlerin işsizlik maaşı ödemelerinde yaygın bir usulsüzlük olduğu ileri sürülmesine karşın, ABD Çalışma Bakanlığı’nın kendi verileri dahi bu iddiayı doğrulamıyor. Bakanlığın son raporlarına göre, işsizlik sigortası dolandırıcılık oranları tarihsel ortalamaların altında seyrediyor. Uzmanlar, bu hamlenin özellikle Demokrat valilerin yönettiği eyaletleri hedef aldığını ve federal fonların siyasi bir silah olarak kullanıldığını belirtiyor. New York, Kaliforniya ve Illinois gibi eyaletler, mektupların ardından Bakanlığa sert yanıtlar vererek suçlamaların mesnetsiz olduğunu ve idari fonların kesilmesinin milyonlarca işsiz vatandaşı mağdur edeceğini vurguladı.
Keith Sonderling, daha önce de işçi hakları konusunda tartışmalı kararlara imza atmış bir isim. Kendisi, iş gücü piyasasında esnekliği savunan ve işveren lehine düzenlemeler yapan bir geçmişe sahip. Bu nedenle son hamlesi, Trump yönetiminin işsizlik yardımlarını kısma ve sosyal güvenlik ağını daraltma yönündeki genel politikasının bir parçası olarak değerlendiriliyor.
Bölgesel ve küresel boyutu
Bu gelişme, sadece ABD iç politikasını değil, küresel ekonomiyi de yakından ilgilendiriyor. ABD’nin işsizlik sigortası sistemi, dünyanın en büyük ekonomisinde milyonlarca çalışana doğrudan nakit akışı sağlıyor. Fonların kesilmesi durumunda, özellikle büyük eyaletlerde işsizlik oranlarının yeniden yükselmesi ve tüketici harcamalarının düşmesi bekleniyor. Bu da küresel talep ve ticaret akışları üzerinde olumsuz etki yaratabilir. Ayrıca, federal bir yapıda merkezi hükümetin eyaletlere bu tür bir müdahalesi, diğer federal devletler için de emsal teşkil edebilir. Örneğin, Almanya, Kanada veya Avustralya gibi ülkelerde benzer uygulamaların gündeme gelmesi durumunda, federal-bölgesel ilişkilerde yeni gerilimler ortaya çıkabilir.
Öte yandan, bu politika, ABD’nin uluslararası itibarını da zedeliyor. Birleşmiş Milletler ve Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO), ülkelerin sosyal güvenlik ağlarını güçlendirmesi gerektiğini sürekli vurgularken, ABD’nin bu adımı küresel normlara aykırı olarak nitelendirilebilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu gelişme, Türkiye’nin ABD ile olan ekonomik ilişkileri açısından dolaylı da olsa önem taşıyor. ABD’de işsizlik yardımlarının kısılması, tüketici talebini azaltarak Türkiye’nin ABD’ye ihracatını olumsuz etkileyebilir. Ayrıca, ABD’nin iç siyasi istikrarsızlığı küresel piyasalarda dalgalanmaya neden olurken, Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelerin döviz kurları ve sermaye akışları üzerindeki baskı artabilir. Bu nedenle, Türkiye’nin ekonomi yönetiminin ABD’deki bu tür gelişmeleri yakından izlemesi ve risklere karşı hazırlıklı olması gerekiyor.