ABD Başkanı Donald Trump yönetimi, Güney Afrika’da yürütülen HIV/AIDS önleme ve tedavi programlarını kademeli olarak sonlandırma kararı aldı. Ülkedeki söz konusu programların büyük bölümünün Eylül ayına kadar durdurulması planlanırken, kritik destek hizmetlerinin önümüzdeki Mart ayına kadar devam etmesi öngörülüyor. Karar, Trump’ın geçmişte dile getirdiği ve ‘beyaz soykırım’ olarak adlandırılan tartışmalı söylemleri çerçevesinde şekillenen dış yardım politikalarının bir yansıması olarak değerlendiriliyor.
Gelişmenin arka planı
ABD’nin Güney Afrika’daki HIV/AIDS programları, PEPFAR (Başkanın AIDS’e Karşı Acil Durum Planı) kapsamında yürütülüyordu. 2003 yılında eski Başkan George W. Bush tarafından başlatılan bu program, dünya genelinde yaklaşık 20 milyon hayat kurtardı ve Güney Afrika, bu yardımların en büyük alıcılarından biriydi. Güney Afrika’da 7,7 milyon HIV pozitif birey bulunuyor ve bunların yaklaşık 5,5 milyonu antiretroviral tedaviye erişiyor. ABD, bu tedavilerin finansmanında kritik bir rol oynuyordu.
Trump yönetimi, yardım kesintisini gerekçelendirirken, Güney Afrika hükümetinin beyaz çiftçilere yönelik toprak reformu politikalarını hedef aldı. Trump, 2018 yılında yaptığı bir açıklamada, Güney Afrika’da “büyük ölçekte beyaz çiftçilerin öldürüldüğünü” iddia etmiş ve bu durumu “beyaz soykırım” olarak nitelendirmişti. Bu söylem, Güney Afrika hükümeti ve birçok uluslararası kuruluş tarafından reddedilmiş olsa da, Trump yönetiminin dış yardım politikalarını şekillendirmeye devam ediyor. Nitekim, 2019 yılında Kongre’ye sunulan raporda, Güney Afrika’daki HIV/AIDS programlarının kesilmesi, “yerel hükümetin insan hakları ihlalleri” ile gerekçelendirildi.
Programın sonlandırılması, sadece doğrudan sağlık hizmetlerini değil, aynı zamanda eğitim, test, danışmanlık ve koruyucu hizmetleri de kapsıyor. ABD, son 15 yılda Güney Afrika’da HIV/AIDS ile mücadeleye 6 milyar dolardan fazla yardım yapmıştı. Kesintinin ardından, yerel kuruluşlar ve diğer uluslararası bağışçılar boşluğu doldurmakta zorlanabilir. Güney Afrika Sağlık Bakanlığı, ABD yardımlarının yıllık HIV bütçesinin %17’sini oluşturduğunu belirtirken, geri kalan kısmın hükümet tarafından finanse edildiğini ancak bu kesintinin telafisinin mümkün olmadığını ifade ediyor.
Bölgesel veya küresel boyut
Bu karar, ABD’nin Afrika’daki sağlık diplomasisi açısından büyük bir gerileme olarak yorumlanıyor. PEPFAR programı, ABD’nin yumuşak gücünün en başarılı örneklerinden biri olarak görülüyordu. Programın sonlandırılması, sadece Güney Afrika’yı değil, bölgedeki diğer ülkeleri de etkileyecek. Zira Güney Afrika, bölgesel ilaç dağıtım ve lojistik merkezi konumunda. HIV/AIDS tedavisinde kullanılan antiretroviral ilaçların büyük kısmı Güney Afrika üzerinden dağıtılıyor.
Küresel sağlık uzmanları, bu kesintinin 2019 yılında 20 milyon kişiye ulaşan antiretroviral tedavi programını sekteye uğratabileceği konusunda uyarıyor. Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ), Afrika’da HIV/AIDS’e bağlı ölümlerin son on yılda %50 azaldığını belirtirken, ABD yardımlarının kesilmesi halinde bu başarının tersine dönebileceğine dikkat çekiyor. Ayrıca, Trump yönetiminin kararı, ABD’nin uluslararası sağlık alanındaki güvenilirliğini de sorgulatıyor. Zira daha önce de Trump yönetimi, Dünya Sağlık Örgütü’nden çekilme ve küresel sağlık fonlarını azaltma yönünde adımlar atmıştı.
Kararın bir diğer boyutu ise siyasi. Trump’ın “beyaz soykırım” söylemi, beyaz milliyetçi çevrelerde popülerlik kazanıyor. Amerika’da yükselen ırkçılık karşıtı protestolara rağmen, Trump yönetiminin bu tür bir gerekçeyle yardım kesintisine gitmesi, insan hakları odaklı dış politikanın terk edildiğini gösteriyor. Bu durum, ABD’nin Afrika’daki diğer ülkelerle ilişkilerini de olumsuz etkileyebilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Afrika kıtasıyla son yıllarda geliştirdiği diplomatik, ticari ve sağlık alanındaki iş birliklerini derinleştiriyor. Güney Afrika’daki HIV/AIDS programlarının kesilmesi, Türkiye’nin bölgedeki sağlık diplomasisi için bir fırsat penceresi açabilir. Türkiye, Sağlık Bakanlığı ve TİKA aracılığıyla pek çok Afrika ülkesinde sağlık altyapısı destekleri sunuyor. Bu boşluk, Türkiye’nin Güney Afrika ile ikili ilişkilerini güçlendirmek için kullanılabilir. Öte yandan, ABD’nin küresel sağlık liderliğindeki bu çekilme, uluslararası sağlık krizlerinde iş birliğinin zayıflamasına yol açabilir. Türkiye, bu belirsizlik ortamında kendi sağlık politikalarını ve bölgesel iş birliklerini gözden geçirmek zorunda kalabilir.