Eski ABD Başkanı Donald Trump, 2022 ara seçimleri öncesinde, seçim güvenliğini izlemekle görevli İki Partili Seçim Komisyonu'nun kalan üyelerini görevden alarak tartışma yarattı. ProPublica’nın haberine göre, Trump yönetimi, komisyonun Cumhuriyetçi ve Demokrat üyelerini, 2020 seçimlerine ilişkin soruşturmaların devam ettiği bir dönemde görevden aldı. Bu hamle, seçim sistemine yönelik güvenin azaldığı bir ortamda, iki partili işbirliğine darbe vurdu ve Demokratlar tarafından sert bir şekilde eleştirildi. Komisyon, 2018 yılında Trump tarafından imzalanan bir başkanlık emriyle kurulmuştu ve seçim güvenliği konusunda tavsiyelerde bulunmakla yükümlüydü. Ancak Trump, 2020 seçimlerinde hile yapıldığı iddialarını sık sık gündeme getiriyor ve komisyonun bu iddiaları yeterince araştırmadığını savunuyordu.
Gelişmenin Arka Planı: Komisyonun Kısa Tarihi ve Görevden Almalar
İki Partili Seçim Komisyonu (EAC), aslında 2002 yılında Seçim Yardımı Yasası ile kurulmuş ve eyaletlere seçim yönetimi konusunda rehberlik etmek, oylama sistemlerini test etmek ve seçim güvenliği standartları oluşturmakla görevliydi. Komisyon, dört üyeden oluşuyordu: iki Cumhuriyetçi ve iki Demokrat. Trump'ın 2020 seçimlerinin ardından yaptığı baskılarla, komisyon 2021 yılında yeterli çoğunluğu kaybetmiş ve faaliyetlerini durdurma noktasına gelmişti. ProPublica'nın elde ettiği belgelere göre, Trump yönetimi 2022 yılının başında komisyonda kalan son iki üyeyi de (Cumhuriyetçi Christy McCormick ve Demokrat Thomas Hicks) görevden aldı. Bu karar, Beyaz Saray'ın seçim güvenliği konusundaki tutumunun bir yansıması olarak yorumlandı. Trump, seçimlerde hile olduğunu iddia eden isimleri desteklerken, komisyonun bu iddiaları reddetmesi nedeniyle onu gereksiz gördüğünü belirtti. Görevden almalar, yasal sürecin tamamlanmamış olmasına rağmen gerçekleşti ve komisyon şu anda hiçbir üyesi olmadan işlevsiz durumda.
Demokrat parti ve seçim güvenliği savunucuları, bu hareketin seçim sistemine olan güveni daha da zedelediğini savunuyor. Eski komisyon üyesi Thomas Hicks, görevden alınmasını "seçim güvenliğine siyasi bir saldırı" olarak nitelendirdi. Özellikle 2022 ara seçimleri öncesinde, komisyonun olmaması, eyaletlerin seçim sistemlerini test etme ve standartları güncelleme konusunda koordinasyon eksikliğine yol açtı. Uzmanlar, bunun oylama sürecinde aksaklıklara neden olabileceği uyarısında bulunuyor. Trump ise bu kararını "bürokrasiyi azaltma" ve "seçim sahtekarlığının önlenmesi" olarak savundu, ancak bu iddiaları kanıtlayacak somut bir delil sunamadı.
Bölgesel ve Küresel Boyut: ABD'nin Seçim Güvenliği Sorunu ve Uluslararası Yansımaları
Trump'ın bu hamlesi, yalnızca ABD iç siyasetini değil, aynı zamanda küresel demokrasi algısını da etkiliyor. ABD, uzun yıllar boyunca demokratik seçimlerin bir modeli olarak görülürken, son yıllarda seçim güvenliği konusundaki tartışmalar bu imajı zedeliyor. Özellikle 2020 seçimlerinin ardından Kongre baskını ve Trump'ın seçim sonuçlarına itirazları, birçok ülkede demokrasinin kırılganlığına dair soru işaretleri oluşturdu. İki partili bir komisyonun dağıtılması, seçim sürecine yönelik güvensizliği artırarak, diğer ülkelerdeki otoriter liderlere ABD'nin demokratik sisteminin zayıfladığı yönünde bir mesaj verebilir. Avrupa Birliği ve diğer demokratik ülkelerdeki gözlemciler, bu gelişmeyi endişeyle izliyor. Örneğin, Almanya Dışişleri Bakanlığı sözcüsü, "ABD'deki seçim güvenliği tartışmaları, tüm demokrasiler için bir uyarı niteliğindedir" dedi. Ayrıca, Rusya ve Çin gibi ülkelerin, ABD'deki bu kargaşayı kendi siyasi sistemlerini meşrulaştırmak için kullanabileceği düşünülüyor.
Orta Doğu'da ise, ABD'nin seçim güvenliği konusundaki zayıflığı, bölgedeki otoriter rejimler tarafından "demokrasinin işlemediği" yönünde bir argüman olarak kullanılıyor. Mısır, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi ülkeler, ABD'nin bu çalkantılı sürecini kendi iç baskılarını meşrulaştırmak için araçsallaştırabilir. Aynı zamanda, İran gibi ülkeler de, seçim güvenliği konusundaki ABD tartışmalarını, kendi seçim süreçlerine yönelik eleştirilere karşı bir kalkan olarak kullanabilir. Bu durum, küresel demokrasi savunucuları için endişe verici bir tablo çiziyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu gelişme, Türkiye-ABD ilişkileri açısından doğrudan bir etki yaratmasa da, ABD'nin demokratik kurumlarındaki zayıflama, Ankara'nın Washington'la olan ilişkilerinde belirsizlik yaratabilir. ABD'nin seçim güvenliği konusundaki kırılganlığı, iki ülke arasındaki güveni etkileyebilir; özellikle de ABD'nin Türkiye'deki seçim süreçlerine yönelik eleştirileri söz konusu olduğunda. Türkiye, kendi seçim sistemini sık sık ABD standartlarıyla karşılaştıran bir ülke olarak, ABD'deki bu tür tartışmaların kendisine karşı kullanılmasını engellemek için dikkatli olmalıdır. Küresel ölçekte ise, seçim güvenliğinin tartışılması, Türkiye'nin de içinde bulunduğu birçok ülkede demokratik süreçlere olan güveni azaltabilir. Bu nedenle, Türkiye'nin kendi seçim sistemini şeffaf ve güvenilir kılma çabalarını sürdürmesi önemlidir.