Başkan Donald Trump, tıpkı selefleri gibi, savaş alanında elde ettiği taktiksel başarıları uzun vadeli stratejik zaferlere dönüştürmekte zorlanıyor. ABD'nin askeri gücünün sınırlarını test eden Trump yönetimi, Afganistan'dan Irak'a, Suriye'den Yemen'e kadar uzanan çatışma bölgelerinde, Amerikan ateş gücünün tek başına kalıcı barış ve istikrar getiremeyeceği gerçeğiyle yüzleşiyor. Uzmanlar, geçmiş savaşların derslerinin göz ardı edilmesinin, yeni müdahaleleri de aynı sonuçsuz döngüye mahkûm ettiğini belirtiyor.
Geçmişin Gölgesinde: Afganistan ve Irak Deneyimi
2001'de başlayan Afganistan savaşı, ABD'nin en uzun süren çatışması olarak tarihe geçti. 2020'de Trump yönetiminin Taliban'la imzaladığı anlaşma, Amerikan askerlerinin çekilmesini hızlandırdı ancak Taliban'ın yeniden yükselişine engel olamadı. Irak'ta 2003 işgalinin ardından yaşanan kaos, bölgesel istikrarsızlığın ve İran etkisinin artmasına neden oldu. Pentagon raporları, ABD'nin hava gücü ve teknolojik üstünlüğüne rağmen, yerel dinamikleri anlamadan ve sürdürülebilir bir siyasi çözüm üretmeden zafer kazanmanın imkânsız olduğunu vurguluyor.
Trump, Suriye'deki IŞİD karşıtı operasyonlarda da benzer bir ikilem yaşadı. 2019'da halifeliğin çökertilmesi büyük bir askeri başarı olarak sunulsa da, bölgedeki güç boşluğu ve Kürt güçlerle yaşanan gerilimler, kalıcı istikrarı engelledi. ABD'nin müttefikleriyle koordinasyon eksikliği ve değişken politikaları, ortak hedeflere ulaşmayı zorlaştırdı.
Küresel Yansımalar ve Bölgesel Dengeler
ABD'nin askeri kısıtlamaları, sadece doğrudan müdahale ettiği bölgeleri değil, küresel güç dengelerini de etkiliyor. Rusya ve Çin, ABD'nin Ortadoğu'daki yorgunluğunu fırsat bilerek nüfuz alanlarını genişletiyor. Örneğin, Suriye'de Rusya'nın askeri varlığı ve diplomatik ağırlığı, ABD'nin etkisini dengelemekle kalmıyor, aynı zamanda Moskova'ya bölgesel bir kilit aktör konumu kazandırıyor. Çin ise ekonomik iş birlikleri ve altyapı projeleriyle Orta Doğu ve Afrika'da yeni ortaklıklar kuruyor.
Trump yönetiminin insansız hava araçları ve özel kuvvetler gibi düşük maliyetli araçlara ağırlık vermesi, savaşın insani maliyetini azaltmıyor; aksine, yerel halkın tepkisini çekiyor ve terörizmin kök salmasına zemin hazırlıyor. Eski savunma bakanları ve askeri stratejistler, ABD'nin "teröre karşı savaş" konseptinin yeniden tanımlanması gerektiğini, aksi halde aynı hataların tekrarlanacağını savunuyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu gelişme Türkiye için kritik bir dönemeçte yaşanıyor. ABD'nin askeri müdahalelerdeki etkinlik kaybı, Suriye ve Irak'ta Türkiye'nin güvenlik endişelerini doğrudan etkiliyor. PKK/YPG gibi terör örgütleriyle mücadelede ABD'nin tutarsızlığı, Ankara'nın sahada kendi inisiyatifini kullanmasını zorunlu kılıyor. Ayrıca, ABD'nin bölgedeki nüfuzunun azalması, Rusya ve İran'ın etkisini artırırken, Türkiye'nin çok yönlü dış politikasını dengelemesini daha karmaşık hale getiriyor. Türkiye, hem NATO müttefiki ABD ile hem de bölgesel aktörlerle ilişkilerini yönetmek zorunda. Bu denge, Doğu Akdeniz, Kafkaslar ve Orta Doğu'daki çıkarlarını korumak için hayati önem taşıyor.