Birleşmiş Milletler Çevre Programı (UNEP) İcra Direktörü Inger Andersen, Moğolistan'da düzenlenecek COP17 toplantısı öncesinde yaptığı açıklamada, toprak bozulumunun küresel bir kriz haline geldiğini ve bu durumun iklim değişikliği, biyolojik çeşitlilik kaybı ve gıda güvenliği üzerinde yıkıcı etkiler yarattığını belirtti. Andersen, 'Korumak, geleceğimizi korumaktır. Toprak, yaşamın temelidir ve onu kaybetmek, kendi geleceğimizi tehlikeye atmaktır' dedi. COP17, 2026 yılında Moğolistan'ın başkenti Ulan Batur'da yapılacak ve Birleşmiş Milletler Çölleşmeyle Mücadele Sözleşmesi'nin (UNCCD) 17. Taraflar Konferansı olarak toprak bozulumu, çölleşme ve kuraklıkla mücadeleye odaklanacak.
Toprak krizi insanlığın ortak geleceğini tehdit ediyor
Birleşmiş Milletler verilerine göre, dünya genelinde toprakların yüzde 40'a varan bölümü bozulmuş durumda. Bu durum, yaklaşık 3,2 milyar insanı etkiliyor ve küresel ekonominin yarısından fazlasını oluşturan tarım, su kaynakları ve biyolojik çeşitlilik üzerinde doğrudan baskı oluşturuyor. İklim değişikliğinin etkileriyle birleşen toprak bozulumu, özellikle kurak ve yarı kurak bölgelerde yaşayan topluluklar için gıda güvensizliği, su kıtlığı ve göç dalgalarına yol açıyor.
Andersen, toprak bozulumunun sadece çevresel bir sorun olmadığını, aynı zamanda ekonomik ve sosyal bir kriz olduğunu vurguluyor. Bozulan topraklar, tarımsal verimliliği düşürerek milyarlarca dolarlık kayba neden olurken, ekosistem hizmetlerinin azalması sağlık ve geçim kaynaklarını tehdit ediyor. Uzmanlar, sürdürülebilir arazi yönetimi uygulamalarının benimsenmesi halinde, toprakların yeniden kazanılabileceğini ve karbon depolama kapasitesinin artırılabileceğini belirtiyor.
Toprak restorasyonunun iklim değişikliğiyle mücadelede kritik bir öneme sahip olduğunu ifade eden Andersen, 'Topraklar, karbonun en büyük karasal depolayıcıları arasında yer alıyor. Doğru yönetildiklerinde, iklim değişikliğinin etkilerini azaltmada güçlü bir müttefik olabilirler' dedi. Ayrıca, ormansızlaşma ve yanlış tarım uygulamaları gibi faktörlerle hızlanan toprak erozyonunun önüne geçilmesi için küresel iş birliğinin şart olduğunu sözlerine ekledi.
COP17 ve küresel iş birliği çağrısı
Moğolistan'ın ev sahipliğinde yapılacak COP17, toprak koruma konusunda uluslararası taahhütlerin yenilenmesi için bir fırsat olacak. 2024'te Hindistan'da düzenlenen COP16'da alınan kararlar uygulanmaya çalışılırken, COP17'de toprak bozulumunun durdurulması ve bozulan alanların restorasyonu için finansal mekanizmaların güçlendirilmesi bekleniyor. UNCCD'ye göre, dünya genelinde her yıl 24 milyar ton verimli toprak kaybediliyor; bu, tarımsal üretim için hayati önem taşıyan alanların yaklaşık yüzde 1'inin ortadan kalkması anlamına geliyor.
Andersen, 'Kırılganlığımızı inovasyona ve umuda dönüştürebiliriz' diyerek, teknolojik çözümler, geleneksel bilgi ve gençlerin katılımının bu mücadelede önemli rol oynayacağını belirtti. Özellikle kurak bölgelerde yaşayan çiftçiler ve yerel topluluklar için uyarlanabilir tarım teknikleri, su hasadı ve ağaçlandırma gibi doğa temelli çözümler öne çıkıyor. Uzmanlar, toprak korumanın yalnızca hükümetlerin değil, aynı zamanda özel sektörün ve sivil toplumun ortak sorumluluğu olduğunu vurguluyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, iklim değişikliğinin etkilerine karşı kırılganlığı yüksek ülkeler arasında yer alıyor. Özellikle İç Anadolu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinde kuraklık ve çölleşme riski, tarımsal üretimi ve kırsal geçim kaynaklarını tehdit ediyor. Toprak bozulumu, Türkiye'nin gıda güvenliği ve su kaynakları üzerinde doğrudan etki yaratırken, sınır aşan su konularında da bölgesel iş birliğini zorunlu kılıyor. COP17'de alınacak kararlar, Türkiye'nin arazi bozulumuyla mücadele hedeflerini destekleyebilir ve ulusal politikalarına yön verebilir. Ayrıca, sürdürülebilir arazi yönetimi konusundaki uluslararası finansman mekanizmalarına erişim, ülkenin kırsal kalkınma ve iklim hedefleri açısından fırsatlar sunabilir.