Kanada Başbakanı Mark Carney'nin, büyük güçlerin ekonomik baskısına karşı ortak direniş için başlattığı orta güçler ittifakı girişimi, ABD'nin hızla tırmanan ticaret savaşı nedeniyle beklenen desteği bulamadı. Yalnızca yedi ay önce, pro-ticaret demokrasileri bir araya getirme çağrısı yapan Carney, şimdi Trump yönetiminin tarifeleri karşısında büyük ölçüde tek başına mücadele ediyor.
Geçtiğimiz yıl, Kanada’nın yeni başbakanı Mark Carney, küresel ticaretin ve uluslararası düzenin yeniden şekillendiği bir dönemde dikkat çekici bir çıkış yapmıştı. Carney, büyük güçlerin (özellikle ABD ve Çin) ekonomik şantajına karşı koymak için benzer düşünen, ticaret yanlısı demokrasilerin bir araya gelmesi gerektiğini savunuyordu. Bu vizyon, NATO zirvesi ve G7 toplantılarında dile getirilmiş; Avrupa ülkeleri ve diğer orta ölçekli güçlerden olumlu tepkiler almıştı.
Ancak, geçen süre içinde Trump yönetiminin “Amerika Birinci” politikaları çerçevesinde uygulamaya koyduğu acımasız tarifeler, bu ittifakın temellerini sarstı. ABD, Kanada’ya ithal edilen çelik, alüminyum ve otomotiv ürünlerine yüksek gümrük vergileri getirdi. Ayrıca, ABD Kongresi’nde kabul edilen ve ABD şirketlerini Kanada ve diğer ülkelerde ofis kurmaya teşvik eden yasal düzenlemeler, Kanada ekonomisini doğrudan tehdit eder hale geldi.
Carney’nin başlattığı girişim, teorik olarak mantıklı görünse de, uygulamada beklenen ilgiyi görmedi. Avrupa Birliği, ABD ile ticari ilişkilerinde daha temkinli bir denge politikası izlerken, Asya’daki orta ölçekli güçler de Çin ve ABD arasındaki rekabetin ortasında net bir tavır almaktan kaçındı. Bu durum, Kanada’nın yalnızlaşmasına yol açtı ve Carney, Trump ile doğrudan müzakerelere mahkum oldu.
Gelişmenin Arka Planı
Carney’nin orta güçler ittifakı fikri, küresel ticaretin yeniden yapılandığı, çok taraflı kurumların zayıfladığı bir dönemde ortaya çıktı. Dünya Ticaret Örgütü’nün (DTÖ) anlaşmazlık çözüm mekanizmasının işlevsizliği, ABD’nin tek taraflı ticaret önlemleri almasını kolaylaştırıyordu. Carney, bu bağlamda, kural temelli ticaret sistemini savunabilecek ülkelerin bir araya gelerek ortak bir müzakere pozisyonu oluşturmasını hedeflemişti.
Ancak, bu vizyonun hayata geçmesi için gereken siyasi irade ve ekonomik koordinasyon, ülkeler arasındaki çıkar çatışmaları nedeniyle sağlanamadı. Örneğin, Almanya, ABD pazarına ihracatını sürdürmek için daha yumuşak bir tavır alırken, Japonya ise ABD ile güvenlik ittifakını ön planda tutarak ekonomik konularda daha pragmatik yaklaştı. Kanada ise hem ABD’ye olan ticari bağımlılığı hem de ülke içindeki siyasi bölünmeler nedeniyle güçlü bir koalisyon oluşturamadı.
Öte yandan, Carney’nin olası bir erken seçim zorluğuyla karşı karşıya kalması, iç siyasetteki zorluklar da dış politikadaki elini zayıflattı. Kanada’da muhalefet partileri, hükümetin ABD karşısındaki tutumunu eleştirerek Carney’i köşeye sıkıştırdı.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Bu tablo, Kanada’nın yalnızca ticaret savaşında değil, aynı zamanda jeopolitik konumunu koruma mücadelesinde de zorlandığını gösteriyor. ABD’nin baskıları, Kanada’nın ekonomik bağımsızlığını sorgulamasına yol açarken, ülke, Çin ve diğer pazarlara yönelme alternatiflerini de zorlukla değerlendiriyor.
Küresel ölçekte, orta güçlerin (Türkiye, Güney Kore, Avustralya ve Brezilya gibi ülkelerin) ittifak arayışları, büyük güçlerin rekabeti karşısında etkisiz kalıyor. Bu durum, çok kutuplu küresel sistemin aslında “iki kutuplu” bir görünüm arz ettiğini ve orta ölçekli aktörlerin manevra alanının daraldığını ortaya koyuyor. Uluslararası ilişkiler uzmanları, bu gelişmelerin, küresel ticaret savaşlarının sadece ekonomiyi değil, uluslararası ittifak sistemlerini de yeniden şekillendireceğini belirtiyor.
ABD’nin bu agresif politikası, sadece Kanada’yı değil, Avrupa ve Asya’daki birçok ülkeyi de etkiliyor. ABD’nin ithalata getirdiği yaygın tarifeler, küresel tedarik zincirlerini bozarak dünya ekonomisini resesyona sürükleme riski taşıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu gelişme, Türkiye’nin dış politika yapıcıları için öğretici nitelikte. Türkiye, benzer şekilde orta ölçekli bir güç olarak, küresel ticaret savaşlarından etkilenme riskini taşıyor. ABD ile olan ticari ilişkilerde yaşanan gerilimler, Türkiye’yi de yakından ilgilendiriyor. Ayrıca, bu tablo, Türkiye’nin Avrupa Birliği ile ilişkilerinde ve bölgesel ittifaklarda daha dengeli bir strateji izlemesi gerektiğini bir kez daha gösteriyor. Türkiye’nin, kendi bölgesel ağırlığını ve ticaret ortaklarını çeşitlendirme çabaları, bu tür krizlerde elini güçlendirebilir.