New York'ta Birleşmiş Milletler binası önünde kendini ateşe veren Tibetli aktivist Lobga Rangzen (52) kaldırıldığı hastanede hayatını kaybetti. Queens'te yaşayan Rangzen'in olay öncesinde yayınladığı mektupta, Pekin yönetiminin politikalarının 'Tibet halkını yok ettiğini' belirttiği ve protestosunun 'Tibet'in bağımsızlığına dikkat çekmek' amacı taşıdığı bildirildi.
Olayın Arka Planı: Tibet Sorunu ve Uluslararası Boyut
Tibetli aktivist Lobga Rangzen'in eylemi, Çin'in Tibet topraklarında uyguladığı katı asimilasyon politikalarına karşı uluslararası kamuoyunda dikkat çekmeyi hedefliyordu. Görgü tanıklarının ifadesine göre Rangzen, BM binasının önünde 'Tibet'in bağımsızlığı' yazılı bir pankart taşıdıktan sonra üzerine benzin döküp ateşe verdi. Olay yerine gelen sağlık ekipleri tarafından ağır yaralı olarak hastaneye kaldırılan aktivist, tüm müdahalelere rağmen kurtarılamadı.
Rangzen'in New York'ta yaşayan bir Tibetli aktivist olduğu, daha önce de Çin yönetimini protesto eden eylemlerde yer aldığı öğrenildi. Tibetli sürgün grupları, olayı Çin'in 'kültürel soykırım' politikalarına karşı bir uyarı olarak nitelendirirken, Çin Dışişleri Bakanlığı sözcüsü yaptığı açıklamada 'Tibet'in Çin'in ayrılmaz bir parçası olduğunu ve bu tür provokasyonların amacına ulaşamayacağını' ileri sürdü.
Birleşmiş Milletler'den yapılan kısa yazılı açıklamada ise olayın 'trajik' olduğu belirtilirken, herhangi bir siyasi yorumdan kaçınıldı. Dünya genelinde Tibet yanlısı gruplar Rangzen anısına çeşitli protesto eylemleri düzenlerken, olayın özellikle 2024 yılında Çin'de artan insan hakları ihlalleri tartışmalarına yeni bir boyut kazandırması bekleniyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut: Tibet'in Statüsü Tartışmaları
Tibet sorunu, Çin Halk Cumhuriyeti'nin kurulduğu 1949 yılından bu yana uluslararası gündemde yer almaya devam ediyor. Çin, Tibet'i 'özerk bir bölge' olarak tanımlarken, bağımsızlık yanlısı gruplar bölgenin tarihsel olarak bağımsız bir devlet olduğunu savunuyor. ABD başta olmak üzere bazı batılı ülkeler, Çin'in Tibet'te uyguladığı politikaları 'insan hakları ihlali' olarak nitelendirse de, Pekin yönetimi bu eleştirileri 'iç işlerine müdahale' olarak değerlendiriyor.
Olayın yaşandığı Birleşmiş Milletler binası, daha önce de benzer protestolara sahne olmuştu. 2008 yılında bir Tibetli aktivist yine BM önünde kendini ateşe vermiş, 2011'de ise bir başka aktivist benzer bir eylem düzenlemişti. Çin hükümetinin bu tür protestolara karşı sert yanıtı, uluslararası toplumda tepkiyle karşılansa da somut adımlar atılmaması dikkat çekiyor.
Uzmanlar, Rangzen'in eyleminin, özellikle Çin'in küresel güç olarak yükseldiği bir dönemde Tibet sorununu yeniden gündeme taşıdığına işaret ediyor. Çin'in Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Konseyi'nde etkin bir rol oynadığı hatırlatılarak, Tibet meselesinin batılı ülkeler tarafından Çin'e karşı bir baskı aracı olarak kullanıldığı yönündeki Pekin tezinin bu olayla birlikte daha fazla öne çıkabileceği belirtiliyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, resmi olarak Tek Çin politikasını benimsemekle birlikte, Doğu Türkistan (Uygur) meselesinde Çin'e yönelik eleştirel bir duruş sergiliyor. Tibet olayının doğrudan Türkiye'yi ilgilendiren bir yanı bulunmasa da, Çin'in azınlık politikalarına yönelik uluslararası baskının artması, Ankara'nın Uygur Türkleri konusundaki pozisyonunu dolaylı olarak etkileyebilir. Öte yandan, Türkiye-Çin ilişkilerinde ticari ve stratejik boyutlar ön planda olduğu için, bu tür insan hakları odaklı protestoların ikili ilişkilerde doğrudan bir değişiklik yaratması beklenmemektedir. Ancak Türk kamuoyunda ve sivil toplum kuruluşlarında Tibet sorununa sempatiyle bakıldığı ve bu tür eylemlerin takip edildiği bilinmektedir.