İngiltere'nin en büyük su ve atık su hizmeti sağlayıcısı Thames Water, artan borç yükü ve siyasi baskılar karşısında özel idareye (special administration) devredilmeye hazırlanıyor. Hükümet henüz kesin bir karar vermemiş olsa da, siyasi atmosfer bu yönde hızla şekilleniyor. Şirketin 15 milyondan fazla müşterisi bulunuyor ve olası bir çöküş, hem hane halkı faturalarını hem de çevresel düzenlemeleri doğrudan etkileyecek. Uzmanlar, özel idare sürecinin en az 18 ay süreceğini ve bu süreçte hükümetin şirketi geçici olarak kamulaştıracağını belirtiyor.
Gelişmenin arka planı
Thames Water, son yıllarda artan borçları, altyapı yatırım eksikliği ve çevre kirliliği skandallarıyla gündemde. Şirketin toplam borcu 18 milyar sterline ulaşırken, hükümet ve düzenleyici kurum Ofwat, şirketin sürdürülebilirliğini sorguluyor. Özel idare, iflasın eşiğindeki bir kamu hizmeti şirketinin geçici olarak devlet kontrolüne alınması ve yeniden yapılandırılması anlamına geliyor. Bu model, daha önce 2021'de enerji şirketi Bulb için uygulanmıştı.
Hükümetin önünde üç seçenek bulunuyor: şirketin mevcut yönetim altında devam etmesi, özel sektör eliyle kurtarma paketi veya doğrudan kamulaştırma. Ancak siyasi iklim, özel idare seçeneğini daha cazip hale getiriyor. Muhalefet partileri ve çevre grupları, şirketin kâr odaklı yapısının çevre felaketlerine yol açtığını savunarak kamulaştırmayı destekliyor. Öte yandan, iş dünyası ve bazı hükümet yetkilileri, özel sektör çözümünün daha az maliyetli olacağını düşünüyor.
Thames Water'ın yaklaşık 6,5 milyar sterlinlik yatırım ihtiyacı bulunuyor. Bu yatırım, eskiyen boru hatlarının yenilenmesi ve kanalizasyon taşkınlarının önlenmesi için gerekli. Ancak şirketin bu kaynağı özel piyasalardan temin etmesi giderek zorlaşıyor. Kredi derecelendirme kuruluşları, Thames Water'ın notunu düşürürken, tahvil sahipleri de endişeli.
Bölgesel ve küresel boyut
Thames Water krizi, yalnızca İngiltere için değil, küresel su hizmetleri sektörü için de bir uyarı niteliği taşıyor. Özelleştirilmiş su şirketlerinin kâr odaklı yapıları, altyapı yatırımlarını ihmal etmelerine neden olabiliyor. Benzer sorunlar, ABD, Avustralya ve birçok Avrupa ülkesinde de yaşanıyor. Özellikle iklim değişikliğinin su kaynakları üzerindeki baskısı arttıkça, kamu hizmeti modellerinin yeniden tartışılması bekleniyor.
İngiltere'nin su sektörü 1989'da Margaret Thatcher döneminde özelleştirilmişti. O tarihten bu yana şirketler, yatırımlar yerine hissedarlara yüksek kâr dağıtmakla eleştiriliyor. Thames Water'ın çöküşü, bu özelleştirme modelinin sorgulanmasına neden oldu. Avrupa Birliği ülkelerinde su hizmetleri genellikle kamuya aitken, İngiltere'deki durum dikkatle izleniyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Thames Water krizi, Türkiye'deki su ve altyapı yönetimi politikaları açısından önemli dersler barındırıyor. Türkiye'de büyükşehir belediyeleri ve İller Bankası eliyle yürütülen su hizmetleri, kamu kontrolünde olsa da, özel sektör ortaklıkları ve yap-işlet-devret modelleri yaygınlaşıyor. Thames Water örneği, kâr odaklı özel şirketlerin uzun vadeli altyapı yatırımlarını ihmal edebileceğini gösteriyor. Ayrıca, iklim değişikliği nedeniyle su kıtlığı riski artarken, kamu yararının özel kârın önünde tutulması gerektiği bir kez daha ortaya çıkıyor. Türkiye'deki su yönetimi modellerinin bu krizden çıkarılacak derslerle gözden geçirilmesi faydalı olabilir.