11 Eylül saldırılarının üzerinden çeyrek asır geçti. ABD'de terörle mücadele adına atılan adımlar, başkanlık makamının yetkilerini tarihsel olarak görülmemiş düzeyde genişletti. Bu süreç, Donald Trump döneminde zirveye ulaşarak 'imparatorluk başkanlığı' tartışmalarını yeniden alevlendirdi. Bugün birçok uzman, 2001 sonrası oluşturulan güvenlik mimarisinin artık reformdan geçirilmesi gerektiğini savunuyor.
11 Eylül Sonrası Güvenlik Devletinin İnşası
2001 saldırılarının hemen ardından ABD Kongresi, Vatanseverlik Yasası'nı (Patriot Act) neredeyse oybirliğiyle kabul etti. Bu yasa, kolluk kuvvetlerine geniş gözetleme yetkileri tanırken, yabancı istihbarat toplama faaliyetlerini de kolaylaştırdı. Aynı dönemde İç Güvenlik Bakanlığı (Department of Homeland Security) kuruldu; Ulusal Güvenlik Ajansı (NSA) kitlesel veri toplama programlarına başladı; Guantanamo Körfezi'nde hukuki statüsü belirsiz bir tutukluluk sistemi oluşturuldu.
Bu düzenlemeler, yürütme organına olağanüstü yetkiler devretti. Başkan, terörle mücadele kapsamında askeri güç kullanma, hedef ülkelerde operasyon yapma ve şüphelileri yargı denetimi dışında tutma imkânına kavuştu. 2001'de kabul edilen Askeri Kuvvet Kullanma Yetkisi (AUMF), ABD başkanlarına El Kaide ve bağlantılı gruplara karşı süresiz askeri harekat izni verdi. Bu yetki, sonraki yirmi yılda Irak, Suriye, Somali, Yemen ve daha birçok ülkede kullanıldı.
Zamanla terörle mücadele yasaları, sadece terörizmle sınırlı kalmayıp organize suç, uyuşturucu kaçakçılığı ve hatta göç kontrolü gibi alanlara da genişletildi. Böylece başkanlık makamı, iç ve dış politikada neredeyse sınırsız bir hareket alanına kavuştu.
Trump Döneminde Yetkilerin Zirvesi
Donald Trump, 2017'de göreve geldiğinde bu geniş yetkileri daha da ileri taşıdı. Özellikle 2020'de İran Devrim Muhafızları Kudüs Gücü Komutanı Kasım Süleymani'ye yönelik suikast emri, başkanın kongre onayı olmadan askeri operasyon yapabileceğini gösterdi. AUMF kapsamında hareket eden Trump, bu yetkiyi Suriye ve Irak'ta geniş çaplı operasyonlar için kullandı.
Trump ayrıca terörle mücadele gerekçesiyle göçmenlere yönelik sert politikalar uyguladı. Müslüman çoğunluklu ülkelere vize yasağı getirdi; sınırda aile ayrımı politikasıyla binlerce çocuğu ebeveynlerinden ayırdı. Ulusal güvenlik gerekçesiyle Tiktok ve WeChat gibi uygulamalara yasak getirmeye çalıştı. Tüm bu adımlar, yürütme organının keyfi gücünü pekiştirdi.
2021'de Kongre binasına düzenlenen baskın sonrası Trump'ın azil süreci, başkanlık yetkilerinin denetlenmesi tartışmalarını yeniden gündeme getirdi. Ancak Senato'daki oylamada aklandı ve görevden uzaklaştırılamadı. Bu durum, terörle mücadele yasalarının başkanı koruyan bir kalkan işlevi gördüğü eleştirilerini güçlendirdi.
Reform Çağrıları ve Gelecek
Bugün birçok sivil toplum kuruluşu, hukukçu ve eski istihbarat yetkilisi, 11 Eylül sonrası güvenlik mimarisinin gözden geçirilmesi gerektiğini belirtiyor. Öneriler arasında AUMF'un yürürlükten kaldırılması, NSA'nın kitlesel gözetleme programlarının sonlandırılması ve Guantanamo'nun kapatılması yer alıyor. Ayrıca, başkanlık yetkilerinin kongre denetimine tabi tutulması için anayasal reform çağrıları yapılıyor.
Ancak reform çabaları zorlu bir siyasi mücadele gerektiriyor. Cumhuriyetçi Parti içindeki güçlü kanat, güvenlik yasalarının gevşetilmesine karşı çıkıyor. Demokratlar ise geniş yetkilerin kötüye kullanılabileceğini savunuyor. 2024 başkanlık seçimleri öncesinde bu tartışma daha da kritik hale geldi; zira Trump yeniden seçilirse aynı yetkileri daha agresif kullanabileceği endişesi var.
Terörle mücadele adına inşa edilen yapı, artık bir 'imparatorluk başkanlığı' yarattı. 25 yıl sonra, bu mirasın demokrasi ve hukuk devleti ilkeleriyle ne kadar uyumlu olduğu sorgulanıyor. Reform çağrıları yükseliyor ancak siyasi irade ve toplumsal uzlaşı eksikliği nedeniyle somut adım atmak zor görünüyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
ABD'de terörle mücadele yasalarının başkanlık yetkilerini genişletmesi, Türkiye'yi de yakından ilgilendiriyor. Türkiye, PKK/YPG ile mücadelede ABD ile sık sık karşı karşıya geliyor; Washington'un terörle mücadele adı altında Suriye'deki YPG'ye verdiği destek, Ankara'nın güvenlik kaygılarını artırıyor. Ayrıca, ABD başkanının genişleyen yetkileri, Türkiye'ye yönelik olası yaptırım veya askeri operasyon kararlarını kongre denetiminden bağımsız hale getirebilir. Bu durum, Türk dış politikasında belirsizlik ve risk unsuru oluşturuyor. Türkiye, NATO müttefiki ABD'nin iç hukukundaki bu dengesizliğin bölgesel istikrara etkilerini dikkatle izlemeli.