Amerika Birleşik Devletleri, tarihsel olarak "tepedeki şehir" metaforuyla anılan bir özgürlük ve demokrasi sembolü olarak görülmüştür. Ancak ünlü tarihçi Michael Beschloss'a göre, Washington'ın son yıllardaki politikaları kurucu ilkelerden uzaklaştıkça, bu sembolik rolü de sorgulanır hale gelmiştir. Beschloss, ABD'nin dünyaya örnek olma iddiasını sürdürebilmesinin, anayasal değerlerine bağlı kalmasına bağlı olduğunu vurguluyor.
Kurucu İlkelerin Aşınması
ABD, 1776'da bağımsızlığını ilan ederken ve 1787'de anayasasını yazarken, bireysel özgürlükler, hukukun üstünlüğü ve temsili demokrasi gibi evrensel değerleri temel almıştı. Bu ilkeler, ülkenin "istisnai" konumunun temelini oluşturuyordu. Ancak Beschloss, özellikle son başkanlık dönemlerinde bu ilkelerin erozyona uğradığını belirtiyor. Seçim sonuçlarına saygı, yargı bağımsızlığı ve kuvvetler ayrılığı gibi temel mekanizmaların zayıflaması, ABD’nin küresel çapta bir örnek olma iddiasını baltalıyor. Tarihçiye göre, eğer ABD kendi ilkelerini koruyamazsa, diğer ülkelerin bu değerleri benimsemesi de zorlaşıyor.
Beschloss, ABD'nin Soğuk Savaş döneminde özgür dünyanın lideri olarak Sovyetler Birliği'ne karşı koyduğu dönemde, kurucu ilkelerin daha belirgin olduğunu hatırlatıyor. O dönemdeki liderler, ülkenin değerlerini içte ve dışta savunma konusunda daha tutarlıydı. Günümüzde ise kutuplaşma, siyasi krizler ve uluslararası itibar kaybı yaşanıyor
Bölgesel ve Küresel Boyut
ABD’nin kurucu değerlerden sapması, yalnızca iç siyaseti değil, küresel düzeni de etkiliyor. Özellikle Ukrayna savaşı ve Çin'in yükselişi karşısında Washington'ın tutarsızlıkları, müttefikleri arasında güven bunalımı yaratıyor. Avrupa Birliği ve NATO üyeleri, ABD’nin uzun vadeli taahhütlerine şüpheyle yaklaşmaya başladı. Beschloss, bu durumun özellikle Orta Doğu ve Asya-Pasifik'te yeni güç boşlukları doğurduğunu belirtiyor. Çin, Rusya ve İran gibi ülkeler, ABD’nin zayıflığını fırsata çevirerek kendi nüfuz alanlarını genişletiyor. Demokrasi ve insan hakları söylemi, ABD'nin kendi içinde sorunlar yaşarken başkalarına ders vermesi artık inandırıcı bulunmuyor.
Beschloss, bu değişimin en somut örneklerinden birinin 6 Ocak 2021'deki Kongre baskını olduğunu söylüyor. Bu olay, ABD demokrasisinin kırılganlığını tüm dünyaya gösterdi. Otoriter rejimler, ABD’nin seçim güvenliği ve hukukun üstünlüğü konusundaki krizini kendi propagandalarında kullanıyor. Bu, küresel demokrasi hareketine büyük bir darbe vuruyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
ABD’nin kurucu ilkelerden uzaklaşması, Ankara-Washington ilişkilerini de doğrudan etkiliyor. Türkiye, NATO müttefiki olarak ABD’nin güvenilirliğini sorgulayan ülkeler arasında. Özellikle Suriye’de PKK/YPG’ye verilen destek ve F-35 programından çıkarılma gibi konular, ABD’nin sözlerine olan güveni zedeledi. Beschloss’un vurguladığı gibi, ABD’nin değerlerine bağlılığı zayıfladıkça, Türkiye gibi bölgesel güçler kendi çıkarlarını önceliklendiriyor. Bu durum, Türkiye’nin Rusya ile S-400 anlaşması veya Doğu Akdeniz’deki enerji hamleleri gibi bağımsız politikalar izlemesini kolaylaştırıyor. Ayrıca, ABD’nin demokrasi söyleminin içi boşaldıkça, Türkiye’ye yönelik insan hakları eleştirileri de uluslararası kamuoyunda daha az etkili hale geliyor. Kısacası, ABD’nin itibar kaybı, Türkiye’nin bölgesel ve küresel alandaki manevra alanını genişletiyor.