ABD Çalışma Bakanlığı'nın Cuma günü açıkladığı Temmuz ayı istihdam raporu, piyasalarda beklenmedik bir karışıklığa yol açtı. Rapora göre, tarım dışı istihdam Temmuz'da 443 bin kişiyle sınırlı kalarak piyasa beklentilerinin oldukça altında gerçekleşti. Ekonomistler, 1,3 milyonluk bir artış öngörüsünde bulunurken, bu rakamın oldukça altında kalınması, iyileşme sinyallerinin zayıfladığı şeklinde yorumlandı. İşsizlik oranı ise yüzde 10,2'ye gerileyerek Haziran'daki yüzde 11,1 seviyesinden bir miktar iyileşme kaydetti. Ancak bu düşüş, istihdam piyasasındaki toparlanmanın güçlü olduğu anlamına gelmiyor; aksine, iş gücüne katılım oranındaki düşüş, iş aramaktan vazgeçenlerin sayısındaki artıştan kaynaklanıyor. Bu çelişkili sinyaller, yatırımcıların önümüzdeki aylarda Federal Rezerv'in (Fed) para politikası kararlarını daha da karmaşık hale getiriyor.
Gelişmenin Arka Planı: Koronavirüs Döneminde İşsizlik ve Teşvik Paketleri
ABD ekonomisi, koronavirüs salgınının ilk etkileriyle Mart ve Nisan aylarında tarihi bir daralma yaşadı. Mart'ta 1,4 milyon, Nisan'da ise 20,7 milyon kişi işini kaybetti. Ancak Mayıs ve Haziran aylarında sırasıyla 2,7 milyon ve 4,8 milyon kişilik istihdam artışlarıyla güçlü bir toparlanma sinyali verilmişti. Temmuz ayındaki yavaşlama, salgının yeniden hız kazanması ve bazı eyaletlerde işletmelerin yeniden kapanmasıyla ilişkilendiriliyor. Özellikle California, Florida ve Teksas gibi büyük ekonomilere sahip eyaletlerde vaka sayılarındaki artış, tüketici güvenini ve işverenlerin işe alım isteğini olumsuz etkiledi.
Raporun alt kalemleri incelendiğinde, perakende, sağlık hizmetleri ve devlet sektöründeki istihdam düşüşleri dikkat çekiyor. Perakende sektörü 22 bin kayıp verirken, sağlık hizmetleri 17 bin ve devlet sektörü 18 bin kişilik azalma yaşadı. Buna karşılık inşaat sektörü 20 bin, imalat sektörü ise 15 bin kişilik artış kaydetti. Bu durum, ekonominin farklı sektörlerindeki iyileşmenin dengesiz olduğunu gösteriyor. Ayrıca, geçici işsizlikten kalıcı işsizliğe geçişin artması (Temmuz'da kalıcı işini kaybedenlerin sayısı 1,8 milyon) ekonominin yapısal sorunlarına işaret ediyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut: Fed'in Para Politikası ve Küresel Piyasalar
Temmuz istihdam raporu, yalnızca ABD ekonomisi için değil, küresel piyasalar için de kritik bir öneme sahip. Zayıf istihdam verileri, Fed'in faiz oranlarını daha uzun süre düşük tutacağı beklentilerini güçlendirdi. Fed Başkanı Jerome Powell, daha önce yaptığı açıklamalarda işsizliğin yüksek seyretmesi halinde ek teşvik tedbirleri alınabileceğini sinyallemişti. Bu da ABD doları üzerinde baskı yaratırken, altın ve gümüş gibi değerli metallerin fiyatlarında yükselişe neden oldu. Öte yandan, zayıf istihdam verileri, ABD Kongresi'nde devam eden yeni teşvik paketi görüşmelerine de ivme kazandırabilir. Demokratlar ve Cumhuriyetçiler arasındaki anlaşmazlık nedeniyle yaklaşık 1 trilyon dolarlık ek paket henüz onaylanamadı; ancak kötü istihdam verileri, iki tarafı da uzlaşmaya zorlayabilir.
Küresel ölçekte ise, ABD ekonomisindeki yavaş toparlanma, Avrupa ve Asya borsalarını da etkiliyor. Avrupa Merkez Bankası (ECB) ve diğer merkez bankaları, ABD'deki gelişmelere bağlı olarak kendi para politikalarını şekillendirmek zorunda kalıyor. Öte yandan, zayıf dolar, ihracatçı ülkeler için rekabet avantajı yaratırken, gelişmekte olan ülkelerin döviz rezervlerini erozyona uğratabilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
ABD istihdam verileri, Türkiye ekonomisi ve piyasaları açısından dolaylı ancak önemli etkiler taşıyor. Zayıf ABD verileri, Fed'in faizleri düşük tutacağı beklentisiyle doların küresel çapta değer kaybetmesine yol açabilir; bu durum, Türk lirası üzerindeki değerlenme baskısını hafifletebilir. Ancak gelişmekte olan ülkelere yönelik risk iştahındaki artış, Türkiye'ye yönelik portföy akımlarını da olumlu etkileyebilir. Buna karşılık, küresel ekonomideki belirsizlik, ihracatçı sektörler ve turizm gelirleri üzerinde risk oluşturmaya devam ediyor. Türkiye, ABD ile yaşadığı ticari gerilimlere rağmen, özellikle savunma sanayii ve enerji alanındaki iş birliği fırsatlarını değerlendirmek için bu tür verileri yakından takip etmeli; küresel likidite koşullarının iyileşmesi, Türk bankacılık sektörüne ve reel ekonomiye yönelik kredi kanallarını güçlendirebilir.