Tayvan'da yayımlanan yeni bir kamuoyu araştırması, ada halkının neredeyse yarısının ABD'nin Tayvan'a yönelik savunma taahhütlerine güvenmediğini ortaya koydu. United Daily News gazetesi tarafından yapılan ankete göre, katılımcıların %47'si Washington'un askeri yardım ve silah satışlarını sürdüreceğine dair "güven duymadığını" belirtti. Anket, bu hafta gerçekleşmesi beklenen Trump-Şi zirvesi öncesinde kamuoyuna açıklandı.
Anketin detayları ve arka plan
United Daily News'in haberine göre, ankete katılanların yalnızca küçük bir bölümü ABD'nin Tayvan'a yönelik güvenlik taahhütlerine güvendiğini ifade etti. Araştırma, Tayvan Boğazı'ndaki gerilimin son yıllarda arttığı ve Çin'in askeri baskısını yoğunlaştırdığı bir dönemde yapıldı. ABD, Tayvan'a yönelik silah satışlarını sürdürürken, ada yönetimi savunma harcamalarını artırma ve asimetrik savaş kapasitesini güçlendirme çabasında.
Anketin sonuçları, Tayvan kamuoyunda ABD'nin olası bir kriz durumunda ne kadar kararlı davranacağına dair kuşkuların arttığını gösteriyor. Uzmanlar, bu güvensizliğin Trump yönetiminin "önce Amerika" politikaları ve müttefiklere yönelik eleştirileriyle derinleştiğini belirtiyor. Ayrıca, ABD'nin Afganistan'dan çekilmesi ve Ukrayna'ya verilen desteğin sorgulanması gibi faktörler de Tayvanlıların algısını etkilemiş olabilir.
Tayvan hükümeti, ABD ile ilişkileri güçlendirmeye ve uluslararası alanda destek arayışını sürdürmeye devam ediyor. Ancak, ada halkının önemli bir kısmı, ABD'nin Çin ile olası bir uzlaşma veya ticari çıkarlar doğrultusunda Tayvan'ı yalnız bırakabileceğinden endişe ediyor. Anket, Trump-Şi zirvesi öncesinde yapılması nedeniyle ayrıca dikkat çekici; zirvede Tayvan meselesinin nasıl ele alınacağı belirsizliğini koruyor.
Bölgesel ve küresel boyut
Tayvan, ABD-Çin rekabetinin en hassas noktalarından biri olmayı sürdürüyor. Washington, Tayvan'a silah satışları ve askeri işbirliği yoluyla adanın savunma kapasitesini desteklerken, Pekin bu adımları "iç işlerine müdahale" olarak nitelendiriyor ve Tayvan'ı "ayrılmaz bir parçası" olarak görüyor. Son yıllarda Çin, Tayvan çevresinde artan askeri tatbikatlar ve hava sahası ihlalleriyle baskısını artırdı.
ABD'nin Tayvan'a yönelik politikası, hem Kongre'de hem de yönetim içinde farklı görüşlere sahne oluyor. Bazı kesimler Tayvan'a verilen desteğin artırılmasını savunurken, diğerleri Çin ile doğrudan çatışmadan kaçınılması gerektiğini vurguluyor. Trump döneminde, Tayvan'a yapılan silah satışları rekor seviyeye ulaşmış olsa da, Başkan Trump'ın müttefiklere yönelik "bedel ödemeliler" söylemi, Tayvan'da güven aşınmasına yol açtı.
Tayvan kamuoyundaki bu güvensizlik, bölgedeki güvenlik dengelerini de etkileyebilir. Eğer Tayvan halkı ABD'nin koruma şemsiyesine güvenmezse, ada yönetimi savunma stratejisini gözden geçirebilir veya Çin ile ilişkileri yumuşatma yönünde adımlar atabilir. Ancak, Çin'in artan baskısı karşısında Tayvan'ın seçenekleri sınırlı görünüyor. Anket aynı zamanda, ABD'nin Asya-Pasifik'teki müttefiklerinin de benzer endişeler taşıyabileceğine işaret ediyor; Japonya, Güney Kore ve Filipinler gibi ülkeler de ABD'nin güvenlik taahhütlerinin güvenilirliğini sorgulayabilir.
Trump-Şi zirvesi, Tayvan meselesinin yanı sıra ticaret, teknoloji ve Kuzey Kore gibi konuları da kapsayacak. Zirveden çıkacak sonuçlar, Tayvan'ın geleceği ve bölgesel istikrar açısından kritik önemde. Analistler, ABD'nin Tayvan'a yönelik tutumunda önemli bir değişiklik sinyali vermesi halinde, ada halkının güvensizliğinin daha da artabileceği uyarısında bulunuyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Tayvan'da ABD'ye duyulan güvensizlik, küresel güç dengelerindeki aşınmayı yansıtıyor. Türkiye, kendi güvenlik ve savunma ilişkilerinde benzer sorularla karşılaşıyor: ABD'nin müttefiklik taahhütleri, özellikle terörle mücadele ve savunma sanayii işbirliği konularında zaman zaman sorgulanıyor. Türkiye, son yıllarda savunma sanayiinde bağımsız hareket etme kapasitesini artırarak dışa bağımlılığı azaltmaya çalışıyor. Tayvan örneği, ABD'nin Asya-Pasifik'teki güvenilirliğinin sorgulandığını gösterirken, Türkiye'nin de çok kutuplu dünyada stratejik özerkliğini güçlendirmesi gerektiğini ortaya koyuyor. Ayrıca, ABD-Çin rekabetinin derinleşmesi, Türkiye'nin ekonomik ve diplomatik denge politikalarını da etkileyebilir.