Washington, doğru savaşa hazırlanıyor ancak yanlış cephede. Yıllardır ABD stratejik düşüncesi Indo-Pasifik'e odaklanmış durumda: Güney Çin Denizi'nin militarize atolleri, Çin'in hızla büyüyen deniz tersaneleri ve Tayvan Boğazı'nın gergin suları. Ancak Tayvan caydırıcılığının bir sonraki aşaması, Avrasya'da şekilleniyor olabilir. Bu analiz, ABD'nin Tayvan'a yönelik caydırıcılık stratejisinde Indo-Pasifik'in ötesine geçen bir yaklaşımın gerekliliğini ortaya koyuyor.
Indo-Pasifik Odaklı Stratejinin Sınırları
ABD'nin uzun süredir devam eden Indo-Pasifik odaklı stratejisi, Çin'in askeri modernizasyonunu ve bölgesel iddialarını dengelemeyi amaçlıyordu. Güney Çin Denizi'ndeki yapay adalar, Çin'in deniz milisi ve sahil güvenlik unsurlarıyla desteklenen hak iddiaları, bölgesel istikrarı tehdit ediyor. Tayvan Boğazı'ndaki askeri tatbikatlar ve hava sahası ihlalleri, Tayvan'ın güvenliğine yönelik doğrudan bir meydan okuma olarak görülüyor. Ancak bu odak, Çin'in kara gücü ve Avrasya'daki bağlantıları üzerinden Tayvan üzerinde baskı kurma kapasitesini göz ardı ediyor.
Çin'in Kuşak ve Yol Girişimi (BRI) ve Avrasya Ekonomik Birliği (AEB) ile artan işbirliği, Pekin'in Avrasya'da ekonomik ve siyasi nüfuzunu genişletmesine olanak tanıyor. Bu durum, Tayvan'a yönelik olası bir abluka veya askeri harekat durumunda, Çin'in kara bağlantıları üzerinden kaynaklarını ve stratejik derinliğini artırmasına yardımcı olabilir. ABD'nin yalnızca deniz ve hava gücüne dayalı caydırıcılığı, Avrasya'daki bu genişleyen ağ karşısında yetersiz kalabilir.
Ayrıca, Rusya ile Çin arasındaki "sınırsız" ortaklık, Avrasya'da yeni bir güç dengesi yaratıyor. Moskova ve Pekin, askeri tatbikatlar, teknoloji transferi ve enerji işbirliği yoluyla Batı'ya karşı ortak bir cephe oluşturuyor. Bu işbirliği, Tayvan krizinde Rusya'nın Çin'e lojistik ve istihbarat desteği sağlama olasılığını artırıyor. ABD'nin Indo-Pasifik'teki müttefikleri (Japonya, Avustralya, Güney Kore) ise Avrasya'daki bu gelişmelere müdahale etmekte zorlanabilir.
Avrasya'nın Artan Jeopolitik Önemi
Avrasya, dünya nüfusunun %70'ini ve küresel GSYİH'nın %60'ını barındırıyor. Bölge, enerji kaynakları, ulaşım koridorları ve stratejik derinlik açısından kritik öneme sahip. Çin'in Orta Asya, Orta Doğu ve Doğu Avrupa'daki yatırımları, Pekin'in küresel tedarik zincirlerindeki etkisini artırıyor. Tayvan, yarı iletken üretiminde dünya lideri olduğu için, Tayvan Boğazı'ndaki bir kriz küresel ekonomiyi derinden sarsar. Ancak bu krizin yönetimi, sadece deniz yollarının kontrolüyle sınırlı kalmamalı; Avrasya'daki kara bağlantıları ve enerji hatları da dikkate alınmalı.
Rusya-Ukrayna savaşı, Avrasya'nın güvenlik mimarisindeki kırılganlıkları gözler önüne serdi. NATO'nun doğu kanadındaki gerilim, Çin'in Tayvan'a yönelik olası hamlelerinde Batı'nın dikkatini dağıtabilir. ABD'nin aynı anda hem Avrupa'da hem de Indo-Pasifik'te güç projeksiyonu yapması zorlaşıyor. Bu durum, Tayvan caydırıcılığında Avrasya merkezli bir yaklaşımın gerekliliğini ortaya koyuyor.
Öte yandan, Avrasya'daki ekonomik entegrasyon projeleri (BRI, AEB, Orta Koridor) jeopolitik rekabetin yeni alanları haline geldi. Çin, Avrasya'daki altyapı yatırımlarıyla siyasi nüfuzunu artırırken, ABD ve müttefikleri bu etkiyi dengelemek için alternatif güzergahlar geliştirmeye çalışıyor. Tayvan krizi, bu rekabetin bir parçası olarak görülmeli.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Avrasya'nın merkezinde yer alan ve hem NATO üyesi hem de bölgesel bir güç olarak, Tayvan caydırıcılığındaki bu değişimden doğrudan etkilenebilir. Çin'in Avrasya'daki artan etkisi, Türkiye'nin Kuşak ve Yol Girişimi'ndeki konumunu ve Orta Koridor projesini etkileyebilir. ABD'nin Indo-Pasifik odaklı stratejisinin yetersiz kalması, Türkiye'nin savunma sanayii işbirliklerini ve enerji güvenliğini yeniden değerlendirmesini gerektirebilir. Ayrıca, Tayvan krizinin uzaması, küresel tedarik zincirlerinde aksamalara yol açarak Türkiye ekonomisini olumsuz etkileyebilir. Türkiye, denge politikası izleyerek hem Batı hem de Asya ile ilişkilerini korumaya çalışmalıdır.