Pekin'in Tayvan'a yönelik artan askeri ve siyasi baskısı, bölgede yeni bir krizin habercisi olarak değerlendiriliyor. Bugünkü görece sakin ortamın, yakın gelecekte patlak verebilecek "mükemmel fırtına" için hazırlık fırsatı olduğu belirtiliyor. Uzmanlar, Tayvan Boğazı'ndaki mevcut durumun aldatıcı olduğunu ve tarafların gerilimi tırmandıracak adımlardan kaçınması gerektiğini vurguluyor.
Tayvan Boğazı'ndaki Gerilimin Arka Planı
Çin Halk Cumhuriyeti, Tayvan'ı kendi topraklarının ayrılmaz bir parçası olarak görüyor ve "tek Çin" politikası çerçevesinde adanın bağımsızlığına yönelik her türlü girişimi kırmızı çizgi olarak nitelendiriyor. Son yıllarda Pekin, Tayvan çevresinde düzenli askeri tatbikatlar yaparak ve uçaklarını Tayvan'ın hava savunma bölgesine sokarak baskısını artırdı. 2022'de ABD Temsilciler Meclisi Başkanı Nancy Pelosi'nin Tayvan ziyareti sonrası Çin, adanın çevresinde geniş çaplı tatbikatlar gerçekleştirmişti. Bu tatbikatlar, Pekin'in Tayvan'ı kuşatma ve izole etme kapasitesini gösterdi.
ABD ise Tayvan'a silah satışlarını sürdürüyor ve adanın savunmasına destek veriyor. Washington, "stratejik belirsizlik" politikası izleyerek Çin'i olası bir askeri müdahaleden caydırmaya çalışıyor. Ancak bu politika, Pekin'in gözünde provokasyon olarak algılanıyor. Tayvan'ın demokratik yollarla yönetilen bir ada olması ve kendi ordusunu güçlendirme çabaları, iki büyük güç arasındaki gerilimin ana eksenini oluşturuyor.
Son dönemde Çin Devlet Başkanı Xi Jinping, Tayvan'ın yeniden birleşmesini "kaçınılmaz" olarak nitelendirdi ve bu hedefe ulaşmak için "güç kullanmaktan çekinmeyeceklerini" ima etti. Tayvan lideri Lai Ching-te ise adanın egemenliğinden ödün vermeyeceğini ve savunma kapasitesini artıracaklarını açıkladı. Bu karşılıklı sert açıklamalar, Boğaz'daki tansiyonu yükseltiyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Tayvan, dünya çapında yarı iletken üretiminin merkezi konumunda. Tayvanlı TSMC, küresel çip pazarının büyük bir bölümünü elinde tutuyor. Olası bir Tayvan krizi, küresel teknoloji tedarik zincirini felç edebilir ve dünya ekonomisinde derin bir sarsıntı yaratabilir. Bu nedenle ABD, Japonya, Güney Kore ve Avrupa ülkeleri, Tayvan Boğazı'ndaki istikrarı doğrudan kendi ekonomik güvenlikleriyle ilişkili görüyor.
Japonya ve Avustralya gibi ülkeler, Tayvan'da bir çatışma durumunda ABD ile birlikte hareket edebileceklerinin sinyallerini verdi. Japonya, özellikle Okinawa'daki ABD üslerinin Tayvan'a yakınlığı nedeniyle olası bir çatışmada hedef olabileceğini biliyor. Güney Kore ise Kuzey Kore tehdidiyle meşgul olduğundan Tayvan krizinde doğrudan taraf olmaktan kaçınıyor. Ancak bölgesel bir savaş, Kore Yarımadası'nı da istikrarsızlaştırabilir.
Çin'in Tayvan'a yönelik olası bir askeri harekatı, uluslararası hukuk ve deniz ticareti açısından da büyük sonuçlar doğuracaktır. Tayvan Boğazı, dünyanın en yoğun deniz ticaret yollarından biri. Boğaz'ın kapanması, enerji ve mal taşımacılığını aksatır, sigorta maliyetlerini artırır ve küresel enflasyonu yükseltir. Ayrıca, ABD'nin Tayvan'a yönelik stratejik belirsizlik politikası, müttefiklerini güvence altına almakta zorlanabilir; bu da bölgede güven bunalımına yol açabilir.
Bugünkü sakinlik, tarafların diplomatik kanalları açık tutması ve provokasyondan kaçınmasıyla korunuyor. Ancak uzmanlar, bu sakinliğin kalıcı olmadığını ve tarafların bir sonraki krize hazırlıklı olması gerektiğini belirtiyor. Olası bir kriz, Tayvan'ın bağımsızlık ilanı, ABD'nin üst düzey bir yetkilisinin adayı ziyaret etmesi veya Çin'in askeri tatbikatları sırasında kaza çıkması gibi tetikleyicilerle patlak verebilir. Diplomatik çözüm için zaman daralıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Tayvan Boğazı'ndaki gerilimde doğrudan taraf değil; ancak olası bir kriz, küresel tedarik zincirleri ve enerji fiyatları üzerinden Türkiye ekonomisini olumsuz etkileyebilir. Türkiye, "tek Çin" politikasını desteklemekle birlikte, Tayvan'ın demokratik yapısına yönelik askeri müdahaleye mesafeli yaklaşıyor. Çin, Türkiye'nin en büyük ticaret ortaklarından biri; bir çatışma, Ankara'nın Pekin ile ekonomik ilişkilerini zora sokabilir. Ayrıca, ABD-Çin rekabetinin derinleşmesi, Türkiye'nin NATO içindeki konumunu ve savunma iş birliklerini etkileyebilir. Türkiye, diplomatik kanalların açık tutulması ve barışçıl çözüm için çağrı yapmalı.